“Yahudi ulus devleti tasarısı, ırk ayrımcı sistemin yıkılma sürecini hızlandıracak”

Filistin diasporasından Nicola Saafin, İsrail parlamentosunda kabul edilen ve işgal altındaki tarihsel Filistin topraklarını “Yahudilere özel” ilan eden yasanın ters tepeceğini ve İsrail’e karşı yürütülen uluslararası boykot hareketini daha da güçlendireceğini söyledi.

İşgal altındaki tarihsel Filistin topraklarını “Yahudilere özel” olarak yeniden tanımlayan “Yahudi Ulus Devleti Yasa Tasarısı” İsrail Parlamentosu Knesset’te kabul edildi.

Yıllardır büyük tartışma konusu olan ve tepki gösterilen, “Yahudi ulus devleti” yasa tasarısı 55’e karşı 62 oy ile kabul edildi. Yahudi Ulus Devleti Yasa Tasarısı, büyük bir Müslüman ve Hristiyan Arap nüfusun da yasal olarak bağlı olduğu İsrail devletini Yahudilerin ulus devleti olarak tanımlanmasını öne sürüyor. Yasa, İsrail işgali altındaki tarihsel Filistin topraklarını “Yahudi halkının tarihi anayurdu” olarak tanımlıyor ve “Yahudilerin ulusun kaderini tayin etmekte özel hak sahibi olduğu” belirtiliyor.

Parlamentodan geçen tasarı ile Arapça, ülkenin iki resmi dilinden biri olmaktan çıkarıldı. Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen mevcut Filistin Yönetimi idaresindeki topraklarda Yahudi yerleşimlerinin inşasına devam edilmesi ise “ulusal bir çıkar” olarak tanımlandı. Yasa ile Kudüs’ün “birleşik ve bir bütün” olarak İsrail’in başkenti olduğu belirtiliyor.

İsrailli Arap milletvekillerinin yoğun protestolarına rağmen geçen yasa ile ilgili İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “tarihi bir an” açıklamasını yaptı.

İsrail’i boykot hareketine meşruiyetini artıran bir hamle

Filistin diasporasından Nicola Saafin yasa tasarısını Sendika.Org’a değerlendirdi. Saafin tasarının, İsrail’in kurulduğundan bu yana uyguladığı tek ırk için demokrasi, tek ırk için kendini tayin etme hakkı ve tek ırk için hukuk devleti anlayışının resmileşmesi anlamına geldiğini ifade etti. Bu kanunun aslında, dünyada İsrail devletinin meşrutiyetinin bir kez daha sorgulanmasını sağlayacağı kanaatinde olduğunu belirten Saafin “İnsan haklarının en derin ihlallerini, ırkçılığın en derin uygulamalarını kapsayan bu Apartheid rejimine karşı uluslararası düzeyde büyümeye, meşrulaşmaya ve güçlenmeye devam eden boykot (BDS) hareketinin meşruiyetini artıran bir kanun olacaktır” dedi.

Siyonizm maskelerini çıkardı

Nicola Saafin konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Siyonist hareket kurulduğundan bu yana hep daha gerici olma eğilimini göstermiştir. Yeni yasanın, bu tarihsel seyrin önemli bir dönüm noktası olacağı kanaatindeyim.

“Filistin yerel halkının mal varlıklarını, topraklarını, tarihsel birikimleri ve emeklerini sömürü arzusu ve iradesini kurulduğundan bu yana tabiatında barındıran Siyonist hareket, bu tabiatını, ‘demokrasi’, ‘halkların kendi kaderini tayin hakkı’ ve ‘hukuk’ gibi kavramlarla kamufle etmeye çalıştı.”

Ortadoğu’nun “en demokratik” ırkçı devleti

“Filistin halkı tarihsel toprağının büyük bir bölümünü işgal ederek, yerel halka etnik tehcir ve temizlik süreci ile kurulan ‘Ortadoğu’nun en demokratik devleti’ olarak nitelendirilen işgal devleti İsrail’in parlamentoda kabul ettiği bu kanun, kurulduğundan bu yana uyguladığı tek ırk için demokrasi, tek ırk için kendini tayin etme hakkı ve tek ırk için hukuk devletinin resmileşmesi anlamına geliyor.

“Netanyahu hükümetinin derinleştirmeye çalıştığı Filistin halkına karşı ırkçı yasalar, Kudüs’ün ilhakı, toprak ilhakları ve Filistin yerleşim bölgelerine etnik temizliğe devam etme, 48 Filistinlilerin toprak istimlak haklarını kısıtlama, Arap nüfusa baskı uygulayarak tehcir etme politikaları, işgal devletinin ‘işçi Siyonist akımın mirasından kalma’ kimi kanunlara takılarak ilerliyordu. Yirmi yılı aşkın süredir, işgal devletinde iktidar olan sağın, bu engellemeleri toptan kaldırma isteğini bu kanunla beraber hayata geçirilmek isteniyor.”

Pek çok Yahudi’nin karşı çıktığı bir kast sistemi

“İddia edildiği gibi İsrail içinde ve dışında yaşayan tüm Yahudilerin kendi kaderini tayin etme haklarına bağlı olacağını deklare eden bu kanun aslında, 1974 yılında BM Genel Konseyi tarafından “ırkçı bir ideoloji” vasfını alan Siyonizme bağlılığı ayrımcılık üzerinden sınıflandırmalarını kamufle etme çabası da aynı zamanda.

“Çok yakın bir tarihte, işgal devletine karşı çıktıkları için uluslararası BDS hareketi ve ‘barış için Yahudilerin sesi’ hareketi üyelerine İsrail’e giriş yasağı uygulanıyor. Bu yasanın iddia edildiği gibi tüm Yahudi halkının iradesini kapsamayacağı apaçık. Siyonist devletin meşruiyetini reddeden, dünyanın birçok yerinde yaşayan milyonlarca Yahudi’yi kapsamayacak. Bu yasa aynı zamanda işgal devletinin Yahudi sınıflandırmasını da kamufle etme çabası olacak. Batı Avrupa Yahudileri eşkinazları bu sistemin en üstünde, Afrika Yahudileri falaşaları en altında barındıran bu sistem, Arap vatandaşların bu sistemin tamamen dışına çıkması için bu kanunu üretti.”

“Apartheid sisteminin yıkılma sürecini hızlandıran bir adım olacak”

Saafin, Knesset’in bu adımının mevcut işgal ve ayrımcılık politikaları sürdükçe İsrail devleti ile ekonomik, askeri, politik, kültürel ve akademik ilişkilerin kesilmesini talep eden uluslararası BDS hareketinin meşruiyetini artırdığını vurguladı:

“Bu kanun en derin anlamıyla Siyonist devletinin ahlaki, politik, diplomatik, demokratik ve insani değerlerdeki derin yanılsamalarının, başarısızlıklarının yansıması. Bu kanunla beraber ırk ayrımcı Apartheid sisteminin yasalaşması ve derinleşmesi anlamına geliyor. Yerel Filistin halkının karşılaştığı ırkçı yasa ve uygulamalarına en geniş kapının açıldığı anlamına geliyor. Bu kanunun İsrail devletinin meşrutiyetinin tüm dünyada bir kez daha sorgulamasını sağlayacağı kanaatindeyim.

“İnsan haklarının en derin ihlallerini, ırkçılığın en derin uygulamalarını kapsayan bu Apartheid rejimine karşı uluslararası düzeyde büyümeye, meşrulaşmaya ve güçlenmeye devam eden boykot (BDS) hareketinin güçlenmesine ve haklılığına meşruiyet katan bir kanun olacaktır. Ve Apartheid sisteminin kendi kendine yıkılma sürecini hızlandıran bir adım da olacaktır.”