Yağma, rant ekonomisi ve yangından mal kaçırma Ya sonra! – Fikret Soydan

Saray Rejimi, artık, kendi efendilerine dahi güven vermiyor.
Dün iktidarı gasp ederek alıp Erdoğan’a verenler dahi, bugün, bunun böyle gitmeyeceğini söylemeye başladı. İki yılı aşkın bir zamandır, OHAL yöntemleri ile yönetenler, bugün, OHAL yöntemlerinin de kendilerine yetmediğini anlıyor. Çürüme, sistemin her yanını sarmıştır ve bu pisliği ancak devrim temizler şiarı, şimdi bir kere daha haklılık kazanıyor.

İçişleri Bakanı Soylu-Ağar ekibi, Bahçeli, Perinçek, derin devletin daha gizli unsurları, tümü, Erdoğan’ın çevresini sarmış durumdadır. Erdoğan ise, tümü ile işi, daha fazla rant elde etmeye dönüştürmüştür.

Birkaç haber durumu anlamamıza yetmektedir.

İlki, Mazıdağı çevresindeki köylerin boşaltılması girişimidir. Cengiz Holding, burada maden işletmeciliği yapmaktadır ve bu nedenle bazı köylerin boşatılmasını istemektedir. Cengiz Holding, Erdoğan dönemi yandaşlardandır. Mehmet Cengiz, bu milletin anasını, diye başlayan cümleleri ile kamuoyu tarafından tanındı. Cengiz, Erdoğan ailesinin muhtemel gizli ortaklarındandır. Artvin’de de karşımıza çıkan odur, 3. Havalimanı inşaatında da. Bu milletin anasını, diye başlayan cümleleri, havuz medyasını oluşturma görevini yerine getirirken söylemişti.

Acaba, Cengiz, bugün, aktardıkları paralara mahsuben, her ihalede, daha fazla para koparmak için çeşitli şantajlar devreye sokmakta mıdır? Demek ki, başta Reis’in kanatları altında yağma ve ranttan pay alan Cengiz, bugün, bu süreci tersine çevirmektedir. Her kirli ilişkide durum budur. Ve bu örnek, bize, bunca kirli ilişki içinde, al takke ver külah sürecinde, kimin kimin emrine girdiğinin artık anlamlı bir soru olmaktan çıktığının kanıtıdır.

Acaba, aynı durum, mesela Soylu, Damat’a omuz atarken de geçerli midir? Soylu sevgisinden mi omuz atıyor, yoksa, gücünü göstermiş olmanın rahatlığı ile mi? Elbette bilmiyoruz. Ama anlaşılan Damat, o kadar da kalıplı değildir. Hazine’nin üstüne bir kartal gibi çökeceğine, bir fare gibi girmişe benzemektedir. Acaba, Erdoğan, pek yakında Soylu için, tıpkı Gülen için söylediği sözleri, aldatıldım sözlerini söyleyecek mi?

Halkbank olayını ele alalım. Bilindiği gibi, bir gece yarısı, sabaha karşı saat üçte, yani sabah namazından hayli erken bir saatte, Halkbank, piyasa değerinin çok çok altından dolar ve euro satmaya başladı. Daha doğrusu başlamış. Biz, bunu ertesi gün öğrenebildik. Bir gün sonra ise, Halk Bankası, işlem yapanların dövizlerinin geri alındığını ilan etti. 1700 kişi gece 03:00’da, Halkbank’a girmiş ve döviz almış.

Birincisi, bunca insanın gece yarısı döviz almak için Halk Bankası’nın hata yapmasını bekliyor olması, adlî bir olay olmalıdır. Ama bunu bir yana bırakalım. Anlaşılan o ki, birilerine gece hazır ol denmiş ve bu birilerini gizlemek için, biraz daha fazla sayı genişletilmiş, onlar da kendi iradeleri ile sayıyı biraz daha genişletmişler. Acaba Halk Bankası, ne kadar dolar satmıştır? Acaba, hesabı geri iade edilmeyen var mıdır? Acaba, mesela Rönesans Holding ve Mehmet Cengiz, mesela Nihat Özdemir bu kur üzerinden döviz almışlar mıdır? Almışlarsa, neden iade etmemişlerdir? Rönesans, bilindiği gibi tartışmalı Saray inşaatını yapan üstlenici firmalardan biridir.

Bu olay gerçekleşmeden birkaç gün önce, 3. Havalimanı’nda, 20 civarında taşeron firmanın paralarını alamayarak battığı, işlerin durma noktasına geldiği biliniyor. Acaba, 3. Havalimanı’nı yürüten firmalar, acil para gelmezse inşaatı durdurma tehdidinde bulunmuş mudur? Acaba, bu inşaatı yeniden başlatmak için, bu firmalara Halkbank operasyonu ile para mı aktarılmıştır? Bu sadece Halkbank ile mi yapılmıştır?

Yine rantın paylaşımında Reis ile ona bağlı olanların rolleri mi değişmiştir? Erdoğan’ın emrinde olanlar, aslında Erdoğan’a istediğini yaptırabilme gücünü de elde etmişler midir? Havalimanı, büyük hazine garantileri ile yapılmış ve bir an önce işletmeye açılması için çalışılan bir projedir. 29 Ekim için açılış olacağı söylenmektedir. Kriz, dövizin anormal yükselişi, işleri altüst etti ise, çare böyle mi bulunmuştur?

İş o hâle gelmiştir ki, artık minareyi çalan kılıfını uydurmakla uğraşmıyor. Sadece çalıyor ve işte meydan diyor.

Havalimanı inşaatından devam edelim. Bugüne kadar burada sayısız cinayet işlenmiştir. Sayılarının 400’e kadar ulaştığını yazan haberler var. Dahası, bu rakamlar bir türlü netlik kazanmıyor.
Ama bu olaylardan sonra, krizin etkisi ile, işçileri daha fazla ve daha az maliyetle çalıştırmak için uğraşan firmaların metotları, işçilerin canına tak dedi ve işçiler harekete geçti. 14-15 Eylül tarihlerinde başlayan eylemlerde yüzlerce işçi, jandarma, polis ve özel tim operasyonu ile gözaltına alınmıştır.

Rant ve yağma öyle bir boyuttadır ki, kanlı ihaleler yapılıyor, inşaat sahaları işçilerin bedenlerine ev sahipliği yapıyor, devletin tüm güçleri sıradan taleplerde bulunan işçilerin karşısına dikiliyor. Baskı ve şiddet, angarya tarzı çalışma için zorunlu hâle getirilmiştir. İşçiler, tam anlamı ile köleler olarak çalıştırılmaktadır. Oysa inşaatı yapanlar, kârlarına kâr, rantlarına rant katmaktadır.

Elbette Saray Rejimi’ni destekleyen, ayakta tutan derin devlet, onların uluslararası efendileri, işçilerin durumundan, artan baskı ve şiddetten rahatsız değildir. Uluslararası sermaye, Halkbank olayı gibi ekonomik operasyonları son derece iyi bilmektedir. Bundan şüphe edilemez.

İşte bu nedenle uluslararası kredi firmaları, yani Türkiye’nin borç istediği şirketler, artık, Saray Rejimi’ne güven duymamaktadırlar.
Bu nedenle IMF, kendisinden istendiği söylenen 100 milyar dolar için ilk şart olarak, Kemal Derviş tarzında birisini istemiştir. Bu haberler doğru gibi görünüyor. Bu durumda Damat’ın yeri sağlam değil demektir.

Belki de Erdoğan, bu nedenle olacak, Varlık Fonu’nun başına kendisi geçip, ünvanlarına bir ünvan daha eklerken, Damat’ı da yardımcısı yaptı.

Öyle anlaşılıyor Erdoğan, uluslararası şirketlere, kendilerine destek vermeleri için şantajlar yapmaktadır. Rönesans ve Cengiz Erdoğan’a, o da efendilerine şantaj yapmaktadır. Durum bu denli gerilimli bir hâl almışa benzer.

Türk bankaları, Türk şirketleri, artık, 3 sene önce olduğu gibi %3 ile kredi bulamamaktadırlar. Bugün, euro ve dolar kredisi talep ettiklerinde, şartlar ağırlaşmıştır ve Türkiye’ye verilen kredileri sigorta şirketleri %8’den sigorta etmeyi önermektedir. İstedikleri kredilerin faizleri %15’lere çıkmıştır. Bu durum, borcun döndürülemeyeceği anlamına gelmektedir.

Borç döndürülemez hâle gelmiştir.

Borç boğaza dayanmıştır.

Hem dışarıya borç vardır, hem de içeride herkes borçlu durumdadır. Can Suyu, Nefes kredisi vb. adlarla kamu garantili krediler sistemi içinden çıkılamayacak kadar borca sokmuştur. Ve tüm bunlar çöküşü hızlandırmaktadır.

Bunlara savaşı, içeride Kürtlere karşı, devrimcilere karşı sürdürülen savaşı, dışarıda da Suriye’nin işgali için yürütülen savaşı eklemeniz gerekir. Kürtlere karşı savaş, insanlık sınırlarını çoktan aşmıştır, bir katliam politikasına dönüşmüştür. Bugün, Kürt halkının örgütlülüğü olmamış olsa, 1915’ten çok daha ağır katliamların yaşanacağı açıktır.

Suriye savaşı da bunun üstüne binmiştir.

Tüm bu savaş süreci, yine rant ve yağma mantığı ile ele alınmaktadır. Devletin bazı güçleri bu savaşları “milli” mesele hâline getirirken, diğer yandan Erdoğan ve çevresinin yağmasına göz yumdukları anlaşılıyor. Her açıdan kirli bir süreçtir bu. Derin devlet, Erdoğan’ı kucağına oturttuğu fikrindedir. Hem Bahçeli, hem Ağar, hem Çiller, hem Soylu, hem Perinçek, Erdoğan’ın arkasına dizilmiştir. Erdoğan, onların isteklerini yerine getiriyor, bu arada ise, kendisi yağmadan ve ranttan payını almayı sürdürüyor.
Ama süreç son derece hızla tıkanmaktadır.

Merkez bankasının yüksek miktarlı, tarihî rekor denilecek faiz artışına rağmen döviz düşmemektedir. Şirketlerin borçları Ekim ayında çok daha fazladır ve Ekim-Kasım ayları iflasların daha da artacağı aylar olacaktır. Bu açıdan politikaları iflas etmiştir. İçeride ve dışarıda güven verememektedirler.

İnşaat şirketleri, zaten bir süredir iflaslar yaşamaya başlamışlardır. Bu hız Temmuz ve Ağustos aylarında daha da artmıştır. Faizlerin yükselişi, inşaatların satılma olanağını tümden yok etmiştir.

Ekonomisini büyük oranda inşaatla ayakta tutan Saray Rejimi, bu açıdan da nefes alamaz durumdadır. Saray Rejimi, en kolay rant ve yağma elde etme yolunun inşaat işinden geçtiğini bildiği için bu alana dalmıştır. Ve bugün, bu alanda boğulmak üzeredir.
Eylül ile fiyat artışları hissedilmeye başlanmıştır. Bu süreç Ekim ve Kasım aylarında daha da fazla hissedilecektir.

İşsizlik tırmanmaktadır. Devletin tüm istatistik oyunlarına rağmen işsizlik sürekli artmaktadır. Gerçekte işsizlik rakamları daha da yüksektir.

Ve Saray Rejimi, krizin faturasını işçi ve emekçilere yıkmak hazırlığındadır.

İşçiler, eğer örgütsüzlüğü yenemezse, eğer sisteme karşı devrimci mücadele yürütenlerle yan yana yürümekten uzak dururlarsa, krizin faturasını ödemek zorunda kalacaklardır.

3. Havalimanı inşaat sahası bir ölüm cehennemi olmuştur. İşçiler bu cehennemde isyana başlamışlarsa, umut büyüyor demektir. İşçi ve emekçiler, kendi kaderlerini kendi ellerine alacak iradeyi ortaya koyacaklardır. Bunun yolu, elbette devrimci sosyalizmin saflarında yer almaktır. Sınıf kardeşliğini geliştirmek ve tüm ülkede genel grev örgütlemektir. Bu ancak ve ancak, devrimci sosyalizmin saflarında yer alarak mümkündür.