Türkiye’nin gözü bu kez Fırat’ın doğusunda – Fehim Taştekin (Al-Monitor)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan İdlib’de tampon bölge kurulmasını öngören Soçi mutabakatıyla Suriye rejiminin yaklaşan operasyonunu öteledikten sonra Kürtlerin kontrolündeki bölgeleri yeniden hedefe koydu. Erdoğan BM Genel Kurulu için gittiği New York’ta Fırat’ın doğusuna askeri müdahale sinyali verdi. Önce Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi’nin (TASC) toplantısında “Önümüzdeki dönemde Fırat’ın doğusunu da kapsayacak şekilde, Suriye’nin içindeki güvenli bölgeleri artıracağız” dedi. Ardından TURKEN Vakfı’ndaki konuşmasında mesajı tekrarladı: “Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtlarına benzer bir adımı önümüzdeki dönemde Fırat’ın doğusu için de atacağız.”

Olası müdahale bölgesi olarak Türkiye’nin gözünü kestirdiği yerlerin başında Cezire ile Kobani kantonları arasında yer alan Tel Abyad (Girê Spî) geliyor. Bir diğer kolay hedef ise Tel Abyad’ın doğusundaki Rasulayn (Serekaniye). Burası Kürtlerin fiilen kontrolü ele aldığı temmuz 2012’den sonra Türkiye’nin Ceylanpınar ilçesinden sızdırılan muhalif gruplarla Halk Savunma Birlikleri (YPG) arasında çatışmalara sahne olmuştu.

Tel Abyad Arap nüfusun Kürtlerden nispeten daha fazla, Rasulayn ise iki halkın neredeyse eşit nüfusa sahip olduğu yerler. 19 Eylül 2012’de Nusra Cephesi, Ahrar El Şam, Tevhid Tuyagı ve Furkan Tugayı’nın ele geçirdiği Tel Abyad, El Kaide bağlantılı örgütler arasındaki ayrışma üzerine ocak 2014’te İslam Devleti’nin eline düşmüştü. 2015’te YPG, Arap müttefikleri ile birlikte İslam Devleti’ni (İD) Tel Abyad’dan temizlerken Ankara Arap ve Türkmen köylerinde etnik temizlik yapıldığını öne sürmüştü. Uluslararası Af Örgütü’nün bu konudaki tartışmalı raporu da Türkiye’nin yürüttüğü karşı kampanyada epey iş görmüştü.

Daha sonra Rakka’yı özgürleştirme planı gündeme geldiğinde Ankara, ABD’yi YPG ile birlikte hareket etmekten vazgeçirmek için alternatif bir planı gündeme getirmişti. Plana göre Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) desteğiyle Özgür Suriye Ordusu bileşenlerinden 10 bin savaşçı Rakka’ya sürülecekti. Güzergâh olarak Türkiye’nin gözünü kestirdiği yer Tel Abyad idi. Oradan girip Ayn İssa üzerinden Rakka’ya inilecekti. Böylece hem ABD’nin Kürtlere desteği önlenecek hem de Türk ordusu Kobani ve Cezire kantonları arasındaki bağlantıyı kesmiş olacaktı.

Erdoğan askeri müdahaleyi “terör koridorunu önleme” gerekçesine dayandırıyor. Bu gerekçe, 2015’ten bu yana hiç değişmedi, Erdoğan New York’taki konuşmasında da bunu yineledi: “Cerablus’a girdik, onun için bizler El Bab’a girdik, onun için Afrin’e girdik. Niye? Orayı terör koridoru yapmayacağız ama bizim stratejik ortaklarımız maalesef buralarda farklı adımlar atıyor. 18 bin tır silah ve mühimmat maalesef buralara gitti. 3 bin aynı şekilde kargo uçağı buralara geldi.”

Türkiye, Tel Abyad’a müdahaleyi kamuoyuna diğer bölgelerden daha kolay satabilir. “Terör koridorunun önleneceği” ve “etnik temizliğe uğrayan Arap ve Türkmenlerin tekrar evlerine dönmesini sağlayacağı” argümanını kullanabilir.

Sahadaki fiili duruma bakıldığında da bir askeri hareketlilik dikkati çekiyor. Hem Suriyeli Kürt kaynaklar hem de Türk hükümetine yakın medya organlarına göre Tel Abyad’ın karşısındaki Akçakale’ye askeri tahkimat yapılıyor. İntikal eden birlikler Kars’taki karargâhtan. Hükümete yakın bir gazete Erdoğan’ın New York’taki sözlerini aktarırken şu ifadeleri kullandı: “İdlib sorununun artık çözüme kavuşacak olmasından dolayı Ankara’nın dikkati yeniden Fırat’ın doğusuna kaydı. Bu kapsamda düğmeye basıldı. Sınır boyundaki askeri birlikler takviye edildi. İlk müdahalenin Tel Abyad, Kobani, Kamışlı ve Rasulayn’a yönelik olacağı öğrenildi.” Hawar Haber Ajansı ise sınırın karşında yüzlerce askeri araç, ağır silah ve panzerlerin bulunduğundan bahsetti.

Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Dış İlişkiler Sorumlusu Salih Müslim de Türkiye’nin müdahale ihtimalini dışlamadıklarını belirtti. Al-Monitor’a konuşan Müslim, “Türkiye sınırda yığınak yapıyor. Bir şey yapmak istiyor ama konjonktür müsait değil. Tabii önce İdlib’den kurtulması gerekiyor. ABD’nin caydırıcı olup olmayacağını da bilmiyoruz, bunu onlara sormak gerekiyor. Biz kendi gücümüze dayanıyoruz, kimsenin bize ‘sizi koruyacağız’ diye bir taahhüdü yok” dedi.

Erdoğan’ın operasyon baskısı karşısında Rusya ve ABD’nin yaklaşımının ne olacağı kritik öneme haiz. Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekâtı’na yeşil ışık yakan Rusya’nın Fırat’ın doğusuna ilişkin tutumu için tespitte bulunmak için erken. Ancak Rusya açısından Afrin’de Türkiye’nin işini kolaylaştıran iki temel neden hâlâ geçerli: Birincisi Türkiye’nin Astana çerçevesinde Rusya ile iş birliğini sürdürmesi. Diğeri de Kürtleri ABD’den uzaklaştırıp Şam’la anlaşmaya zorlamak için Türkiye tehdidinin kullanışlı olması. Tek çekince Türkiye’nin Rusya sayesinde denkleme kendi taleplerini dayatacak şekilde girmesi. Bu, Şam’da da alarm nedeni.

Suriye Demokratik Meclisi’nin (SDM) Şam’da Suriyeli yetkililerle iki kez buluşmasından henüz somut ilerleme kaydedilmemesi, buna ilaveten kuzeydeki özerklik projesini Suriye’nin doğusuna da yayacak şekilde Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Federasyonu adıyla genişletme planları Rusya’yı daha belirgin bir pozisyon almaya itiyor. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 21 Eylül’deki şu açıklaması kayda değer bir sinyal: “Suriye’nin bütünlüğüne yönelik ana tehdit ABD’nin kontrolündeki Fırat Nehri’nin doğu yakasından yükseliyor. ABD’nin kontrolünde hâlâ özerk ve bağımsız yapılanmalar devam ediyor. Rusya olarak biz bu tür yasadışı çalışmaların bir an önce sona erdirilmesinde ısrar ediyoruz.”

Sputnik’in Türkiye bölümü de Suriye’deki Amerikan askeri varlığının 25 üs ve 5 bin askere yükseldiğine dikkat çeken bir habere imza attı. Sputnik’e konuşan SDM yöneticisi Gelo İsa bu haberi teyiden “ABD, Suriye’de askeri varlığını artırıyor. Yeni üsler kuruyor ve üslerini genişletiyor. ABD Suriye’de daha uzun kalacak” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin dağıtmak istediği kemer üzerinde yer alan Derik, Rimelan, Kobani, Ayn İssa ve Tel Abyad’da da Amerikan askeri varlığı söz konusu. Türkiye’nin 2016’da Cerablus-El Bab hattını ele geçirdikten sonra sıradaki hedefi Menbic idi ve orada Amerika fren yaptırmıştı. Onca müzakereden sonra ABD sadece Türkiye ile kenti çevreleyen bölgelerde ortak devriye operasyonlarına ve merkezin yerel güçlere bırakılması formülüne razı geldi.

Menbic’de Türkiye’nin arzuladığı türden bir müdahaleye geçit vermeyen ABD’nin şimdi daha büyük bir operasyona nasıl izin vereceği meçhul. Bunun için ABD’nin Suriye politikasında ciddi bir değişim gerekiyor. Bu olmadan Türkiye’nin müdahalesi dolaylı olarak Amerikan varlığına da müdahale anlamına geliyor. ABD ise “İran güçleri, İran sınırları dışında olduğu sürece ayrılmayacağız” diyen Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın konuşmasına da yansıdığı üzere Suriye’de işinin bitmediğini söylüyor.

Yine de Erdoğan’ın müdahale ısrarını sürdüreceğini, Rusya ve ABD arasındaki çelişkileri kullanmaya çalışacağını, boşluk doldurma taktikleriyle önüne gelen fırsatları kaçırmayacağını söylemek mümkün. En azından Erdoğan’ın Amerikan tarafıyla yeni bir pazarlık süreci başlatmak için operasyon tehdidini gündemde tutacağı anlaşılıyor. Zımnen de olsa ABD ile bir mutabakat ya da bir yakınlaşma sağlanmadan Türkiye’nin bir oldubitti ile Tel Abyad’a girmesi beklenmiyor. Şu aşamada sınıra askeri sevkiyat YPG üzerinde psikolojik baskıyı artırma, özerklik projesinde Kürtlerle ortak hareket eden Arap ve Türkmenleri tutum değiştirmeye zorlama, Türkiye’nin haklılığı konusunda uluslararası kamuoyunu etkileme ve genel anlamda kararlılık gösterme çabasından öteye geçmeyebilir.