Suudilerin ‘hakikat’ anlatısı

Suudilerin gerçek anlatısı, yüzlerce din adamını,eylemciyi, ekonomi uzmanlarını, insan hakları mücadelesi veren kadın aktivistleri hapse attığı, MBS’nin aldığı mantık dışı kararlar ve izlediği siyasetler sayesinde drama noktasına geldi

Halil el Anani*

Suudilerin, gazeteci ve yazar Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi araştırma ekibinden bazılarıyla girdiği kavga sırasında hayatını kaybettiğine dair anlatısı, gerçeğe ilişkin durumu değiştirmiyor. O, ülkesinin konsolosluğunda, tamamen bu amaçla gönderilmiş suikast timinin ellerinde hayatını kaybetti. Bunun dışındakilerin tamamı ayrıntılardan ibaret. İki hafta süren açık inkârın ardından, suçun konsolosluğun içinde işlendiğini itiraf eden Suudiler, tutarlı ve ikna edici bir anlatıyla bu işten kurtulmasını ve onurunu korumasını sağlayacak bir çıkış için mücadele veriyor. Ancak Suudiler bu konuda büyük bir fiyasko yaşadı. Resmi anlatı, bu yapılanı gerekçelendirmek ve üstünü örtmek için başka bir anlatıya gereksinim duyuyor.

Suudi başsavcılığı tarafından kamuoyuna sunulan Suudilere ait resmi anlatının ilk versiyonu, en inanmış bir kişinin bile aklına yatmayacak boşluklarla dolu. Bu anlatı, Riyad’ın düşmüş olduğu daha doğrusu Kaşıkçı’dan böylesine çirkin bir şekilde kurtulma operasyonunun emrini veren, planlayan ve yerine getiren kişilerin içine düştüğü aptallık boyutunun büyüklüğünü gösteriyor. Bu düşülen vartanın nedeni, tıpkı Reuters Haber Ajansı’nın yetkili bir kaynak olarak ifade ettiği kişiye dayandırarak aktardığı gibi, anlatının (ki bu anlatı da gerçeği yansıtmıyor) daha ikna edici olması ve sağlam hale gelmesi için farklı versiyonlarının ortaya çıkmasından kaynaklanmıyor.

Kaşıkçı’nın öldürülmesiyle ilgili hakikati yansıtan anlatı şöyle olmalı: Suudi yönetimi, yani Suudi veliahdı Muhammed bin Selman (MBS) ve onun için çalışanlar, Kaşıkçı’yı ya da kendisinden farklı düşünen ve muhalif olan herkesi kaçırarak, hapse atarak, öldürerek ya da parçalarına ayırarak susturma kararı aldı.

Aslında bu anlatının ilk bölümleri, iki yıl önce Kral Selman bin Abdülaziz’in krallık tahtına oturup oğlu Muhammed bin Selman’ı daha önceki veliaht Muhammed bin Nayif yerine veliaht olarak atamasıyla ortaya çıkmaya başladı. Ardından, yaşlı krallıkta, geçen yüzyılın başlarındaki üçüncü kuruluşundan beri tarihinin en etkili ve en heyecan verici öykünün bölümleri sahnelenmeye başlandı. Anlatının ikinci bölümü ise Muhammed bin Selman’ın Muhammed bin Nayif’e darbe yapıp ülkede fiili iktidarı ele geçirmesi ve geçen yılın ortalarında kendisini veliaht makamına yükseltmesiyle birlikte başladı.

Beklenen Mehdi

Entrika ve aksiyonla dolu bu bölümün yazılmasına, açıkça “adamımızı iktidara taşıdık” diyen Amerikan Başkanı Donald Trump ve damadı Kushner katkıda bulunmuştur. Bu ikisinin amacı, bölgedeki çıkarlarını sağlamak için MBS’nin siyaseten sırtına binmekti. Yeni yetme genci bütünüyle sahiplenip ülke dışında onun hakkında krallığı “dini sapkınlık”tan, ekonomik yalıtılmışlıktan ve toplumsal gerilikten kurtaracak genç şeklinde pazarlayarak suça dolaylı ortak olan müttefiki ve ortakları Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail’in sınırsız desteğiyle, S. Arabistan’da yaşananlara ilişkin anlatının üçüncü bölümü start almış oldu. Bu propaganda sürecinde meşru olan-olmayan her şey kullanıldı. Öyle ki MBS, Batı’nın krallığı yeniden dizayn etmek için uzun süredir kendisini aramakta olduğu “Beklenen Mehdi” haline getirildi.

Suudilerin gerçek anlatısı, yüzlerce din adamını,eylemciyi, ekonomi uzmanlarını, insan hakları mücadelesi veren kadın aktivistleri hapse attığı, MBS’nin aldığı mantık dışı kararlar ve izlediği siyasetler sayesinde drama noktasına geldi. MBS, bununla da yetinmedi, bir buçuk yıldır süren Katar ablukasına imza attı, Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi rehin aldı, Suudilerin insan hakları alanında zaten kötü olan imajına ilişkin birkaç eleştirel cümle sarf etti diye Kanada’yı boykot etti, Kanada’daki Suudi öğrencilere kendisine emredileni hemen yerine getiren sürü muamelesi yaptı. Yeterince üzerinde çalışılmamış ekonomik kararlar aldı, İsrail’in Filistin davasına ilişkin söylemini benimsedi ve İsraillilerle bir uzlaşmaya varmadıkları için Filistinlilere kötü davrandı.

Anlatının bu bölümü, Kral Abdullah’ın vefatından sonra, Suudi Arabistan’da iktidarı ele geçiren bir grup ergen tarafından yazılmaktadır. Bu kişiler ister politikacı, gazeteci ya da medya çalışanı ya da yazar ve entelektüel olsun, onların tamamı, Kaşıkçı’nın öldürülmesi ve son iki buçuk yılda işlenen bütün suçlara farklı derecelerde ortaktır. S. Arabistan’ı düşüncelerinin deneme tahtası ve bölgesel ve uluslararası hasımlarını tasfiye etme zemini haline getiren bu kişilerdir. Ahmed Asiri’den (İstihbarat Bakanı) Suud el Kahtani’ye (MBS’nin danışmanı) ve onun emri altında çalışanlara, uydu kanallarında, gazete ve dergilerde, Think Thank (düşünce) kuruluşlarında MBS için çalışan ve gerçekleri onun için manipüle eden herkes bu suçlara ortaktır. Bu kişiler, isim isim, makam makam bilinmektedir. Tabii bu arada, New York Times gazetesinin geçtiğimiz günlerde ortaya çıkardığı sosyal medyada MBS adına faaliyet gösteren trol ordularının yaptığı itibar suikastlarını da unutmamak gerekir. Bu yüzden Suudilerin gerçek anlatısını duymak isteyenler romanı okumaya, en acıklı ve dramatik Kaşıkçı bölümünden değil, ilk bölümden başlamalıdır.

*Mısırlı yazar, Washington John Hopkins Üniversitesi Öğretim üyesi.

Kaynak: Gazete Duvar (Yazının aslı alaraby sitesinde yayınlanmıştır. Çeviri: İslam Özkan)