Soysuzlar çetesi – Feyzullah Tunç

Tayyip Erdoğan başkanlığında yönetilen ve her geçen gün biraz daha asimilasyona uğrayan ve uğratılan halkların yaşadığı yere Türkiye denir.

Bundan yaklaşık 15 yıl önce idi, yani AK P’nin yeni yeni iktidarda olduğu yıllar internette bakınırken Afganistan, İran ve Irak halklarına ait olduğu söylenen ve 1940 ya da 50’lerde çekilmiş o dönemdeki kadınların, erkeklerin giyimlerini gösteren ve bugünümüzde çekilen yine bu ülkelerdeki resimler ile karşılaştırma yapılıyordu. Tabii o zamanlar ileride Türkiye’nin de bu yöne evrilebileceğini söyleyen insanlara ‘deli’ olarak bakılıyordu. Çünkü Türkiye’de ulusalcı ve Kemalist bir kesim vardı ve böyle bir şeye bunlar kesinlikle müsaade etmezlerdi.

Ne yazık ki Türkiye freni patlamış bir kamyon gibi o uçuruma doğru sürüklenmekte ve bu esnada önüne çıkan kim, ne olursa olsun ezip geçmeyi hedeflemektedirler. Ülkenin kuruluş yıllarında halklara uygulanan soykırım ve katliamların tekrardan nüksetmesi, tekrardan kendilerinden olmadığını düşündükleri insanlara karşı katliamların yaşanmasının önünde ne bir engel var, ne de bunu önleyebilecek bir güç yok ne yazık ki.

Türkiye devrimci hareketinin şapkayı önüne koyup artık düşünmesi gerekiyor. Bu halklara karşı sorumlu olduğunu söyleyen, onların acılarını kendi acıları olarak gören, bu uğruda inanılmaz acılar yaşayan ve gören herkesin Türk devleti ve çete reisi Tayyip Erdoğan’ın prematüre doğum yaptırdığı 14 Temmuz darbesi sonları TSK depolarında kaybolan sayısız silahı kendi taraftarlarına dağıttığını artık dünya alem biliyor. Türkiye tarihi yeniden tekerrür ediyor. 1970’lerde, 80’lerde MHP’nin paramiliter güçlerinden oluşturduğu “komando”ları vardı, 2017 Türkiyesi’nde AK Parti-MHP’nin oluşturduğu ve SADAT timleri ve bunlara bağlı birçok yapılanma bulunuyor.

Her geçen gün, hak ihlallerinden, özgürlüklerden dem vuran ve bu sözde savunularının sadece sözde kalan yönetim kademesindeki “soysuzlar çetesi” bakanı Süleyman en son CUMARTESİ ANNELERİ ile ilgili yaptığı açıklamada evlatlarını, eşlerini, babalarını devlet gözetiminde kaybeden insanların, toplumu kandırdığından, riyakâr olduklarından dem vurdu. Utanmadan bir de devletin polisinin veya paramiliter güçlerin kaybettiği, öldürdüğü ve yaşamlarına son verdiği bu insanların kendi arkadaşları tarafından, örgüt içi infazlar ile öldürüldüğü yalanını ortaya attı.

Oysa ki; şimdiki cumhurbaşkanı çete ve kabile reisi Recep Tayyip Erdoğan 2011 yılında Cumartesi Anneleri ile görüşmüş bu görüşme sonrasında yakınlarını kaybeden insanlara bu işin takipçisi olacağını ve kayıpların bulunacağını ve bu suçu işleyenlerin cezasız kalmayacağını aktarmıştı.

Şimdi soyadı Soylu, fakat kendi soysuz olan bakan Süleyman Soylu efendi sen mi yalan söylüyorsun, yoksa Tayyip Erdoğan mı, diye soruyoruz. Ayrıca sen geldiğin yeri unutmuş olabilirsin, söylediklerini de unutmuş olabilirsin ya da karşına çıktığı zaman bunları inkâr edebilirsin ya da yanlış düşündüğünü söyleyebilirsin. Fakat insanlar senin zannettiğin kadar saf değiller.

Herkesi kendin gibi, aklı evvel zannetme.

Cumartesi Anneleri bir duygu sorunu değildir, soyut bir vicdan meselesi de değildir, bir etkinlik vesilesi de değildir, CUMARTESİ ANNELERİ bir siyasal ısrardır. Şiddetin, devlet tekelindeki şiddetin, devlet eliyle yaşanan ölümlerin son bulması, insanların; sadece kendi gibi düşünmediği ve daha özgür, daha yaşanılır bir dünya istedikleri için koruması gerekirken işkence tezgâhlarında, gözaltılarda, polis kurşunu ile öldürülmesinin sınırlandırılması için gerekli hukuku üretmeye dönük siyasal bir ısrardır.

“Milletin a.ına koyacağız” diyen herifin 400 küsur milyon dolarlık vergi borcunu silip ihale üstüne ihale verenler, çocuklarının kemiklerini isteyen 70-80 yaşındaki anneleri coplamaktan ve yaşanan tutuklamaları hâlâ utanmadan sıkılmadan savunabiliyorsunuz.

Yıl 1995 Gazi Mahallesi’nde, bir araçtan Alevilerin yoğun olarak gittiği üç kahvehaneyi otomatik silahlarla tarıyorlar. Ve akabinde halk buna karşı bir eylem gerçekleştiriyor, akabinde tarihe Gazi Direnişi olarak geçecek olan ve 22 kişinin yaşamını yitirdiği bu olayların hemen akabinde Hasan Ocak polis tarafından kaçırılıyor ve bir daha kendisinden haber alınamıyor.

Hasan kaçırıldıktan tam 58 gün sonra, işkence edilmiş cesedi kimsesizler mezarlığında bulunuyor. Buna bağlı olarak, ne kaçıranlar, ne kahvehaneleri tarayanlar bulunamıyor. Aynı zamanlarda kaçırılan ve işkence edilen Rıdvan Karakoç’un cesedinin de bulunması ile kayıpların bulunması, faillerin yargılanması için tam 700 hafta, her cumartesi yağmurda, karda, soğukta, rüzgârda dirayetle, inançla çocuklarının, yakınlarının haklarını istiyorlar. Onlara yapılan haksızlıkları, kuralsızlıkların başkalarına yapılmasını istemedikleri için bu inanç, bu direniş…

Bunlar senin gibi geçmişi şaibeli tipler için anlaşılmaz kelimeler onur, inanç, güzellik…

Anaların şimdi 701. haftasına giren bu direnişleri ve haklı talepleri karşısında korkunuzdan yapacak şey bulamayıp, “eve giren hırsızın, ev sahibine yakalandığında” yaptığı gibi korkudan saldırıyorsunuz.

Sizin saldırdığınız Hasan’ın annesi Emine Ana 82 yaşında, sizde utanma yok, siz suçlu psikolojisi ile hareket edip, o kadar insana saldırı emri vermeyi marifet zannediyorsunuz…

Bu düzen elbet yıkılacak!