Şişecam işçileri ek zam talep ediyor

Fotoğraf:Evrensel

TL’deki değer kaybı, zamlar ve enflasyonun son 13 yılın en yüksek seviyesine çıkmasıyla ücretleri eriyen Şişecam işçileri ek zam talep ediyor.

Son aylarda Türk lirasındaki değer kaybı, temel harcamalara gelen zamlar, enflasyonun son 13 yılın en yüksek seviyesine çıkmasıyla ücretleri eriyen Şişecam işçileri, ek zam talep ediyor. İdari personele yüzde 4.5 ek zam yapıldığını belirten Şişecam işçileri, yaşadıkları kayıpların, sözleşme öncesinde telafi edilmesini istiyor.

İşçiler, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın “İşçilerimiz elini taşın altına koymaktan çekinmeyecektir” açıklamasına da tepki gösterdi. Türk-İş’in bu tutumuyla patronların krizin faturasını işçilere çıkarma amacını meşrulaştırdığını belirten işçiler, “Biz fazlasıyla ödedik, sıra krizi yaratanlarda” diyor.

DANANIN KUYRUĞU TİS’LERDE KOPACAK

Ekonomideki kötü gidişatı her geçen gün daha fazla ceplerinde hissettiklerini, kış mevsiminin durumu daha da ağırlaştıracağını söyleyen 25 yıllık bir cam işçisi “Dananın kuyruğu toplu sözleşmelerde kopacak. Çünkü toplu sözleşmelerde kimin bedel ödeyeceği belli olacak” diye konuştu. 1994 ve 2001 krizlerini de yaşadığını belirten işçi, “1990’lı yıllarda durumu iyi olanlar fuel oil ile ısıtıyordu evlerini. Krizin ardından herkes söktürdü kazanlarını. Oraya doğru bir gidiş var. Ama bence bu kriz daha ağır geliyor. Daha vites çok yükseltilmedi. Bu sistem böyle, bir gecede her şey çöker. Hem cebimizden daha fazla para çıkacak hem de patronlar bizlerden daha fazla performans bekleyecek; İş yüküm artacak, itiraz hakkım azalacak…” dedi.

SAAT ÜCRETİNDE 6 LİRA KAYIP VAR

Geçtiğimiz yıl 7 liraya aldığı bir top A4 kağıdının, bu yıl 21 lira olduğunu belirterek söze giren başka bir işçi, “Benim zaten dolar kuru ve enflasyondan dolayı tam 6 lira kaybım var saat ücretimde. Bana 6 lira verecek ki, açlık seviyesini aştıracak bana. Hadi açlık sınırını aştım, yoksulluk sınırını nasıl aşacağım?” diye sordu. 22 yıllık bir cam işçisi de “Doğal gaza son iki ayda yüzde 9 zam yapıldı. Bunlar bizim alım gücümüzü yüzde 30-40 oranında etkiledi. Önümüz kış, okullar açılıyor…” diyerek önümüzdeki aydan itibaren her şeyin daha zor olacağını belirtti.

Ekonomideki kötü gidişatı şimdilik kredi kartıyla geçiştirmeye çalıştıklarını belirten bir cam işçisi de “Herkes kredi kartlarını birer birer yükseltiyor şu an. Benim saat ücretim nispeten yüksek ama ben de 25 yıldan bu yana ilk defa bu ay limiti zorladım” derken, bir başka işçi onu şöyle tamamlıyor: “Sadece cam işçileri değil, Türkiye’deki tüm işçi sınıfı zor günler geçiriyor. Çekebilen kredi çekiyor, kredi kartlarına yükleniyor, sağdan soldan borç alıyor…”

‘SARAYLARDA EJDER SUYU İÇENLER BİZDEN FEDAKARLIK İSTİYOR’

“Bizden fedakarlık isteyenler, saraylarda yiyip içip eğleniyor” diyen bir işçi krizin faturasını patronların ve hükümetin ödemesi gerektiğini söyledi. “Hükümet istifa etsin. Ülkenin bu hale gelmesi dış güçlerden öte hükümetin yanlış politikalarının sonucu” diyen işçi sendikacılara da tepkili: “Bugüne kadar sözleşmelerde de, ekonominin daralma dönemlerinde de sendikacılar ‘Ülkenin durumu şartları böyleyken bundan daha iyisini isteyemezdik’ diyerek bizi düşük zamlara mahkum etti. 2009 krizinde de yine en büyük fedakarlığı yapan kesimdik. Ücretsiz izne çıkardılar, paralarımız kesildi, fabrikada daha önce kullandığımız plastik bardaktan falçata ucuna kadar tasarrufa gidildi. Ancak yıl sonunda Şişecam’ın açıkladığı kâr bir önceki yıla göre katlanmıştı. Artık sendikacıların ve hükümet yetkililerinin bu söylemleri işçiler tarafından inandırıcı bulunmamalı. Kriz var evet, ama bir tek biz işçiler yaşıyoruz. Ne sendikacı, ne hükümet yetkilisi yaşıyor, ne de patronu.”

500 milyar dolara yaklaşan dış borcu hatırlatan bir işçi de tepkisini “Sonuçta bu parayı biz kullanmadık. Kimler kullandıysa bunun bedelini de onların ödesin” sözleriyle dile getiriyor.

‘BEDEL ÖDEMEK İSTEMİYORSAK…’

Şişecam’da yıllardır çalışan ve mücadele deneyimi olan bir işçi şu uyarılarda bulundu: “Sermaye kriz karşısında hazırlıklıdır, planını programını yapmıştır. Muhtemelen bir ücret belirleyecekler; onu ne cam işvereni ne de metal işvereni aşabilecek. Bir sınıf tavrı olacak orada. Müneccim olmaya gerek yok; daha önceki krizlerde işverenler toplusözleşmelere nasıl geldilerse, nelerle geldilerse yine aynı şekilde gelecekler. Hatta iddia ediyorum daha ağır bedellerle gelecekler… Bunun karşısında işçiler de örgütlü olmalı. Yoksa bedelini yine biz öderiz. Mücadele etmediğimiz sürece bu anlayışa karşı kaybetmeye mahkumuz.”

Her yerde şimdiden bir cephe oluşturmak gerektiğini belirten işçi, “Konfederasyonlardan ziyade yerellerde buluşmamız lazım. Yani tepeden beklemekten vazgeçmeliyiz. Ekim gibi taslaklar oluşur; Petrol-İş de oturacak, Kristal-İş de oturacak, metal sektörü oturuyor. Yani bunların yan yana gelmesi gerekiyor. Metal işçileri grev yasağına rağmen istediklerini yaptırdı. O zaman nasıl olduysa şimdi de olabilir. Aslında çok umutsuz bir durum yok. Çünkü çekiniyorlar da işçilerden. Çünkü gırtlağına kadar gelirse işçinin hiçbir şeyi görmediğini biliyorlar… İşçinin birlik sorunu var, bilinçlenmesi gerekiyor. Bir başkaldırı gerekiyor ama maalesef dibe vurmadan bir çıkış olmuyor. Bunu metal sektöründeki karşı koyuşla bir parça yaşadı işçi sınıfı. Bastırıldı fakat bana göre yalnızca ötelendi. Ama eninde sonunda bu abluka yıkılacak.”

‘KAYIPLAR TELAFİ EDİLSİN’

İşverenin bu ay beyaz yakalılara yüzde 4.5 enflasyon farkı verdiğini söyleyen bir işçi, “Bizim de aldığımız zam şu anki enflasyonun altında ezildi. Ek zam bizim de hakkımız” dedi. Bu talebin pek çok işçinin dilinde olduğunu ama ortak bir ses çıkarmak gerektiğini söyleyen işçi, Kristal-İş’i de bu konuda harekete geçmeye çağırdı. TİS görüşmelerinin 1 Ocak itibariyle başlayacağını hatırlatan işçi, şöyle devam etti: “Hem önümüzdeki 2 yıl geçinebileceğimiz bir zam talebinde bulunmalıyız, hem de geçen 7-8 aylık süreçteki kayıpların telafisi anlamında bir takım çözümler oluşturmalıyız.”

Sözleşme öncesi Şişecam işvereninin de ‘Kriz var’ söylemlerine başladığını aktaran genç bir işçi de, kriz fırsatçılığına karşı uyanık olmak gerektiğini belirtti: “Çatır çatır cam taşınıyor. Şişecam nisan ayından beri dolar fazlası veriyor. Çünkü ihracat yapıyor. Bizde 8 saat çalışan ihracat bölümü vardı, tek vardiya çalışıyordu. Şimdi üç vardiya çalışıyor. Yüzde 60 kapasite artırdı.”

Taslak çalışmalarının halen başlamamasından şikayet eden bir başka işçi ise “Ne istediğimizi neler yapacağımızı konuşmamız lazım. Şu anda sendikamızın uğraştığı tek bir şey var; genel kurul. Genel merkez genel kurul yapacak, yanındaki adamları değiştirmek istiyor” diye konuştu. Faturayı ödememek için sözleşme sürecine iyi hazırlanılması gerektiğini söyleyen bir cam işçisi de “Şimdiden hazırlanmamız gerekiyor. İşyerlerinde TİS komiteleri kurulmalı. Talepler ortaklaştırılıp birleştirilmeli. Şimdiden nasıl bir mücadele verileceği netleştirilmeli” dedi.

‘TÜRK-İŞ KRİZİ MEŞRULAŞTIRMAYA ÇALIŞIYOR’

Sendika yönetimlerinin sanki ülkenin bu duruma gelmesinde işçinin payı varmış gibi bir tutum sergilediğini belirten 22 yıllık bir cam işçisi, tepkisini şöyle dile getirdi: “Sağ olsun konfederasyonumuz Türk-İş de elimizi taşın altına koymamız gerektiğini söyleyerek bizim yaratmadığımız bir krizi meşrulaştırma çabaları içerisinde. Sanki bugüne kadar Türkiye işçi sınıfı olarak elimizi taşın altına koymamışız gibi… Biz faturayı fazlasıyla ödedik, sıra krizi yaratanlarda.”

Genç bir işçi “Maalesef Türk-İş yine işçinin değil işverenin yanında” derken, başka bir cam işçisi Kristal-İş Sendikasının da son gelişmelere ilişkin işçiler lehine hiçbir şey yapmadığına işaret etti.

‘EN BÜYÜK ENGEL SENDİKAL BÜROKRASİ’

Fabrikada işçilerin farklı düşündüğünü, ancak sendikal bürokrasinin bu iradenin yansımasına engel olduğunu ifade eden 22 yıllık işçi, işçi sınıfının aşması gereken en büyük engelin sendikal bürokrasi olduğunu vurguladı: “İşyerimizdeki temsilcilerimizi dahi kendimiz seçemez hale geldik. Yakın zaman önce Eskişehir fabrikasında kendi atadıkları temsilcileri dahi beğenmeyip görevden aldılar. Bazı işçi arkadaşlar ‘Atanmış olsa ne olur, seçilmiş olsa ne olur’ diyor. Atanan insan kendisini atayana hizmet eder, fakat seçilmiş olan insan kendisine oy veren ve vermeyen işçileri temsil etmek zorunda kalır.”

Başka bir işçi ise sendikaların bu ‘rahatlığında’ işçilerin payı olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Normal zamanda yapmayan sendika şimdi mi yapacak! Biraz da bizden kaynaklı bunlar bu kadar rahat davranıyor. Bizim örgütsüzlüğümüzden, ses çıkartmamamızdan dolayı. Kendi içimizde ayrılmışız. Bunu çözmemiz ve bir şeyler yapmamız gerek ufaktan ufaktan”.

Evrensel/Vedat Yalvaç