Onlar hep bizi düşündüler – Canan Sümer

-Ah ah bizler yok mu bizler, ne nankör beslemeleriz!
Oysa onlar yıllar öncesinden gelip, mücahitlerimizi eğittiler…
Yeraltında, Türklüğümüzü pekiştirdiler…

Militaristleştik.
Bayrağı, provokasyonu, hainliği, gammazlamayı, faili meçhulü öğrendik.
“Komünisttir, Rumcudur öldür” dediler…
Birbirimizi öldürttüler!
Köylerimizden göç ettirip “Ya taksim ya ölüm” dedirttiler.
Ne istedilerse söylettiler.
Bir ada, iki devlet, dedik.
Ülkemiz bölünsün istedik.
Onlar hep bizi düşündüler.
Bozulan anayasal düzeni yeniden tesis etmeye geldiler, lakin bir daha da gitmediler.
Onlar, “Sizi biz kurtardık”, “asalaklar” “beslemeler” dedikçe biz şükran çektik.
Her 20 Temmuz kutlamasında çocuklar gibi şendik.
Utanmadık ve üstüne bir de şafak nöbeti ekledik.
İnsanların öldüğü o sahilde göbek atıp, yedik içtik eğlendik.
Köy isimlerini, Türkiye’deki yer isimleriyle veya (dalga geçer gibi) içtikleri sigara isimleriyle (Maltepe, Gelincik, Bafra) değiştirdiler.
Templos’un, Bellapais’ın kutsallığını bile hazmedemediler.
Tapınak Şövalyeleri’nin mekânı Templos’a Zeytinlik, barış simgesi Bellapais’e Beylerbeyi dedirttiler.
Yaşadığımız mekânları yeniden tanımlayıp, hatıralarımızı sildiler.
“Alagadi’ye Alakadı, Kumarcılar Hanı’na Hımarcılar Hanı, Çağlayan parkına ise artık Ankara Çağlayan Parkı” diyeceksiniz dediler.
Belleğimizi incittiler.
Akın akın geldiler.
Buraları vatan belleyip Rum’un malını bir güzel üleştiler.
Tapu da, vatandaşlık da istediler…
Sonra da bize “beğenmiyorsanız güneye defolun” dediler.
Bu vatanın her yerinin bizim olduğunu bilemediler.
“Siz üretmeyin, memur olun yeter” dediler.
Ne konfeksiyona, ne narenciyeye, ne patatese, ne de hellime onay verdiler.
Üzümün, zeytinin, harnubun da alıcısı değildiler.
Sanayi Holding’i, KTHY’nı, Ercan’ı bitirdiler.
Elektrik ve limanlarınız da “çantada keklik” dediler.
Mamuru viran eylerken “göç yasası” ile memuru bile yediler.
Avrupa-Afrika gazetesi hariç tüm basını talimli maymun gibi dize getirdiler.
Yandaş olmayanı da oto sansüre mahkûm edip etkisizleştirdiler.
Azılı muhalifleri sessizleştirdiler.
Onlar bizi düşündükçe biz azınlığa düştük, çaresizleştik…
İşbirlikçi yöneticiler seçmek için sık sık sandığa gittik.
Üç beş kişi ile boykot moykot diyerek arada bir viziledik.
Onlar bizi düşünmeye devam ettiler.
Polisimizin, merkez bankamızın başına geçtiler…
Kıyılarımıza kumarhaneli dev oteller diktiler.
“Bizde ne varsa sizde de o olacak” dediler; bizi, kriminal olaylarla yüzleştirdiler…
Gasp, tecavüz, taciz, mafya, çete, kara para, kadın ticareti, kumar nedir öğrendik.
IŞİD’ lileri bile, kıyılarımızdan Suriye’ye yolcu ettik.
Bir gecede hükümetler getirip, götürdüler…
Türklüğümüzden sonra Müslümanlığımızı da beğenmediler.
Hepimizi sağlam birer Müslüman yapıp cennete yollamak için azmettiler.
Tarikatları, vakıfları, dergâhları ve cihatları ile hepimizi tanış eylediler.
Topraklarımızda camiler, medreseler, külliyeler imar eylediler.
“İmam Hatip Okulu” açılış töreninde, işbirlikçilerle birlikte “Kuran-ı Kerim tilaveti” ni huşu içinde dinlediler.
Kutlu doğum haftaları, Kuran kursları, fetih kutlamaları ve şafak nöbetleri ile hepimizi müşerref ve muzaffer eylediler.
En sonunda “Hayırlı cumalar” ı da öğrettiler.
Onca nüfusa yetemeyen su kaynakları için hemen imdada yetişip, “Mücahit Erdoğan” nidalarıyla, Anamur’dan gelen suyu Geçitköy Barajı’na göverdiler.
“Suyu biz yöneteceğiz, aksi halde para yok ha!” dediler.
Ah, ah, onlar hep bizi düşündüler.

6 Temmuz 2018
AFRİKA GAZETESİ