Onlar ağır ellerini toprağa basıp doğruldukları zaman… – Betül Koca

Güne 3. Havalimanı işçilerinin isyanı ile uyandık.
3. Havalimanı inşaatında çalışan işçiler tahtakurusu, pire, yemek sırası, kötü çalışma koşulları, işçi cinayetleri sebebiyle bu sabah eylem başlattı.

“Az önce bir kişi öldü. İçimiz acıdı. Kendimden nefret ediyorum. İnsan mıyım diyorum. Şurada bir arkadaş düştü, hemen arabaya atıp götürdüler. Kardeşi kendini yere atmış, çırpınıyordu.” Aklımdan, kalbimden geçmiyor bu sözler…

“Kaskını takmadı, öldü.”
“Halat koptu, öldü.”
“Çizmelerimi çıkartayım da, sedye kirlenmesin.”
“Oğlum yüzme bilmezdi.”

Daha nice sözler yankılandı; duyduk, gördük, şahit olduk..
Sonra, “Bu işin fıtratında var” diyen ‘zat-ı muhterem’in sözleri…
Maden işçileri, inşaat işçileri, çocuk işçiler, göçmen işçiler, mevsimlik tarım işçileri…. Fıtratımızda ölüm yok! Ölüm işin fıtratında değil, bu düzenin fıtratında var.
Biliriz ki; her gün emekçilerin alın terleri toprağa yağmur damlası oluyor.
İşte bu sabah,
“Destanımızda yalnız onların maceraları vardır” dediğimiz 3. Havalimanı işçilerinin seslerini duyar olduk.
Onlar tam da bugün merkezi bankalarını, devletin bekasını tartışıp, ‘aman istikrar bozulmasın, piyasalar tedirgin, dengeler alt üst olur’ derken; işçiler saraylara, han-hamam, şan–şöhret, makam-mevki sahiplerine
“Biz bu anons hoparlörünün kablosunu keseriz!”, “Ya işler tersine dönerse haliniz ne olur?” dedi.

Anadolu İşçi sınıfının örnekleri çoktur.
“Vurulup düşseler de her kuşatmada / Serüvencidir onlar ve hiç ölmezler.”
Sendikaları yaratan, 1 Mayısları yaratan, 15-16 Haziran, Kavel Direnişi, Paşabahçe Grevi, Tekel, Metal grevleri…

Daha bitmedi. Çünkü ’Onlar ki toprakta karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar.
Tüpraş işçileri, İzmir Aliağa rafinerisinde 3 gündür iş bırakma eylemi yapıyor.
Batman ve İzmit rafineleri destek için 3 gündür iş bırakma eylemi yapıyor.
Cargill işçileri İstanbul’a doğru yürüyor.
Aydın’da Efeler direniyor 68 gündür.
Flormar işçileri direniyor günlerdir…

Efendiler;
Dünya üzerinde var olan bütün zenginlikler, bizim nasırlı ellerimiz sayesindedir. Demire şekil veren biziz, dokuma tezgahlarında, tekstil makineleri arasında gecemiz gündüzümüze karışarak giydiriyoruz bütün dünyayı. Petrolü işleyen de, kömürü çıkartan da bizim ellerimiz. Milyon dolarlık binalar bizim sırtımızda yükseliyor. Bütün yollar, biz yapıyoruz diye var. Bütün tarlalar biz ekiyoruz diye ürün veriyor. Yani bir avuç kapitalistin el koyduğu bütün zenginlik, lüks ve ihtişam bizim emeğimiz, alın terimizin üzerinden yükseliyor.
Sömürücü sınıf, yöneticiler, Burjuvazi!
Umutsuz gibi görünen bugünkü koşullarda, en örgütsüz olduğumuz bugünlerde bile kendi ayaklarımızın üzerine dikilme isteğimiz son bulmuyor.
Arkası, bundan ötesi açlık, sefalet ve ölüm. Söz değil, gerçeğin ta kendisi!
Önümüzde ise bu asalakların barikatları, engelleri var. Geleceğimiz için dövüşmek dışında bir yol yok. İşçi Sınıfı ayakları üzerine dikilip, kendi kaderini elini alacaktır.
Bir şafak vakti karanlığın kenarından, Onlar ağır ellerini toprağa basıp, doğruldukları zaman!