Küpler üst üste dizildi… – İhsan Hacıbektaşoğlu

Başkan kabinesini açıkladı. Şöyle bir göz gezdirmek bile yeni kabineyi anlamak için yeterli…

Bu kabineye göre içeride ve dışarıda savaş politikaları devam edecek. Hatta daha da derinleşerek artacak. Çünkü önlerinde herhangi bir engel kalmadı. Seçim oyunu bitti…

Süleyman Soylu ve Hulusi Akar isimleri bize yeterince işaret vermiştir. Savunma ve içişleri bakanlıkları şahinlerin elinde. Artık ötesi yoktur. Bu alanda söz bitmiştir…

Dışişleri bakanlığı için beklenen değişiklik gelmedi. M. Çavuşoğlu devam ediyor. Bu da demektir ki, izlenecek olan dış politika aynının tekrarı olacak. AB ile ilişkiler gerginliğini sürdürecek. ABD ile uzlaşı için tavizler verilmeye devam edilecek. Suriye, Irak ve İran politikaları saldırgan bir çizgi izleyecek.

Maliye ise damata verildi. Damadın boşalttığı enerji bakanlığına ise damadın müsteşarı getirildi. Buna göre damat iki bakanlığı da yönetmiş olacak. Ustaca bir manevra olduğunu söyleyebiliriz.

Türkiye’nin en büyük ve güçlü örgütü de unutulmamış. TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Başkanı Ruhsar Pekcan da ticaret bakanı oldu. Pekcan ayrıca Türkiye-Suriye İş Konseyi başkanlığını da yürütmüş. Ruhsar Hanım’ın, yerle bir edilmesine önayak olduğumuz Suriye ile ticareti yeniden geliştirmek için iyi bir isim olduğu kuşku götürmez.

Dahası var. Sağlığı özel hastane sahibine, eğitimi özel okul ve dershane sahibine, turizmi de büyük bir turizm firması sahibine emanet ettik…

Ekonomi Mehmet Şimşek’ten alındı. Bakalım piyasalar bu karara nasıl tepki verecek Şimşek’in finans çevrelerinin temsilcisi olduğunu bilmeyen yok. Fakat yerine gelen de eminiz ki onu aratmayacaktır.

Kabine dediğin böyle olur…

Tekelci sermayenin çıkarlarını ölümüne koruyup geliştirecek bakanlar kurulumuz var artık. Elbette dün de böyleydi. Fakat bugün daha çıplak olarak ortaya çıktı. Kimse itiraz etmesin ve ağlayıp sızlamasın…

Şimdi soru şudur; bu kabine nasıl bir yönetim sergileyecek?

Bu sorunun yanıtını vermek için kâhin olmaya gerek yok.

Bir kere OHAL devam edecek. Hem de uzunca bir süre. Yani OHAL ile yaşamaya alışalım. Çünkü bu toplum bundan sonra OHAL’siz yönetilemez.

Bakmayın öyle milletvekili seçtiğimize. Meclisin yasa çıkarmasının da pek bir anlamı yok. KHK’lar her işi bu zamana kadar çözdü. Bundan sonra da öyle olacak.

Ekonomi ise bildik şekilde devam edecek. Sermaye kesimi tüm olanaklar seferber edilerek desteklenecek. Vergi afları yürürlüğe koyulacak. Ucuz ve uzun vadeli krediler açılacak. Eldeki varlıklar satılarak borçlar ödenecek. Maden rezervleri özellikle yabancı sermayeye ruhsatlandırılacak. Yol, köprü, liman gibi yatırımlar ertelenip eldeki para ile borç faizi ödenecek…

Daha yazmayayım. İçinizin karardığını hissedebiliyorum…

Hasılı içinden geçtiğimiz ekonomik ve siyasi kriz en çok emekçi çoğunluğu vuracak. Biz karın tokluğuna çalışıp üreteceğiz, onlar buna el koyacak.

Zaten hep böyle olmuştu. Şimdi fatura daha ağır ödenecek.

Üstüne bir de 2019 yılı içinde Avrupa merkezli ekonomik kriz beklentisi gerçekleşirse durum daha da karışmış olacak.

Görülüyor ki tablo pek iç açıcı değil. Bu durumdan rahatsız olması gerekenler ise biz olmamalıyız. Bu ülkenin gerçek sahipleri bizleriz. Başka bir yere de gidecek değiliz. Biz bu topraklarda kalacağız.

Tarih bize kapitalizmin her krizinin emekçi sınıf için yeni ve güçlü olanaklar yarattığını çok kez gösterdi. Yine öyle olacak…

Yapılan sistem değişikliği, uygulamaya koyulan tek adam yönetimi ve ortaya çıkan kabine, gelişecek emekçi halk hareketinden duyulan korkunun ifadesidir. Sistem kendisini, geleceğini öngördüğü halk hareketine karşı yapılandırmıştır…

Sonuç olarak herkes kendi hazırlığını yapmaktadır. Fakat çok iyi biliyoruz ki, ne kadar hazırlık yapılırsa yapılsın çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymamaktadır.

Küpleri üst üste dizmekle düzen kurulmuş olmuyor. Bir el gelip en alttaki küpü çekiverince gümbürtü kopuveriyor…

Gümbürtünün kopması da uzak değildir.