“Komünist Parti, yeni başkanı kararlılıkla destekleyecek” (2. bölüm) – Raul Castro

(BİRİNCİ BÖLÜM SONU)

…Konuya geri dönersek, sevgili yoldaşımız Esteban Lazo Hernández liderliğindeki Ulusal Halk Meclisi Başkanlığı üyeleri -ikisi de kadın- yeniden seçildi.

Aynı şekilde, Anayasanın 75. Maddesinde belirtilenlere uygun olarak Küba Parlamentosu’nu Cumhurbaşkanı Díaz-Canel’in önerisiyle, kurulması gereken kadroların yeniden düzenlenmesi -süreci aşamalı olarak yürütebilmek ve Bakanlarla birebir konuşarak doğru tartışmaları yapmaları ve daha sonra uygun kararları alabilmeleri için- belirttiğimiz gibi Temmuz’dan önce açıklanmak üzere Bakanlar Kurulu’nun ilanını ertelemeyi onaylamıştır. Akıllıca bir karardır.

Kendime gelince, Sekizinci Parti Kongresi’nin yapılacağı 2021 yılında, temel sorumlulukların genç nesillere sistematik olarak aktarılmasını tamamlayana kadar, ikinci ve son dönemimde Parti Merkez Komitesi’nin Genel Sekreteri olarak görev yapmaya devam edeceğim.

Bu noktada, sağlığım izin verirken, sadece halkın yanında Devrim’i savunan bir diğer nefer olacağım (Alkışlar).

Sadece açık olmak için, Merkez Komitesi’nin Birinci Sekreteri ile başlayan Küba Komünist Partisi’nin, anayasal yetkilerini yerine getirirken yeni Devlet ve Bakanlar Kurulu Başkanı’na kararlı bir şekilde destek vereceğini ve en önemli silahımız olan tüm devrimcilerin ve halkın birliğinin korunmasına katkı sağlayacağını vurgulamak isterim.

Bu tek yoldur. Fidel’in önderliğinde, Moncada’dan, Granma’dan, İsyan Ordusu’ndan tiranlığa karşı mücadele etme imtiyazına sahip olanlar, illegal mücadeleden günümüze, Küba’nın kahramanları gibi, görevin sosyalizmin inşasına devam etmeye döndüğüne gözlerimizle tanıklık ederek bize gerçek mutluluk ve özgüven aşılayan en güzel çalışmamız olan Devrim’in konsolide çalışmasından büyük bir haz duyuyoruz. Ve böylece gelecek nesillerimiz için bağımsızlık ve ulusal egemenliği garanti altın alıyoruz.

4 Nisan 1962’nin başlarında, Genç İsyancılar Derneği’nin Birinci Kongresi’nin kapanış töreninde, Yoldaş Fidel şunları söyledi: “Gençliğe inanmak, onların içinde, yetenek kadar coşkuyu; sorumluluk kadar enerjiyi; saflık kadar gençliği; kahramanlığı, karakteri, iradeyi, anavatan sevgisini; anavatana güveni görmektir. Devrime olan aşkı, devrime olan inancı, kendine güvenlerini; bu gençlerin, yapabileceği, gençlerin gücünün yeteceği derin bir inançtır. Gençlerin omuzlarına yerleştirilebilecek büyük sorumluluktur bu derin inanç.

Gençlik için ne geniş bir vizyon ve harekete geçme yeteneği…

Bu doğrultuda iyi bir neden olarak, bireyciliği, açgözlülüğü, duyguları metalaştırmayı ve kötümserliği; etik, insani değerler, dayanışma ve sorumluluk duygularını göz ardı etmeyi teşvik ederek; mücadele eden gençliğimizi karıştırarak, ayırarak ve bölerek onları ideallerinden, tarihlerinden, kültürlerinden ve devrim için çalışmaktan koparmak devrimin düşmanlarının sürekli amaçlarından biridir ve olmaya devam edecektir.

Bu planlar başarısızlığa mahkûmdur, çünkü tarihimiz boyunca, Küba gençliği, sosyalist devrimin savunulmasında başrol oyuncuları olmuştur ve olmaya devam edecektir. Bu Meclis’teki milletvekillerinin %87,8’inin 1 Ocak 1959’dan sonra doğması, bunun kanıtıdır.”

Kübalı gençler, Fidel’in 1962’de onlarla konuştuğunda ne kadar haklı olduğunu kanıtladı. Bugün, bu gerçeği yeniden gördük. Yeni nesil Yoldaş Jefe’nin devrim kavramının olağanüstü tanımında yer alan öğretilerin ateşli koruyucuları olacaklar.

Bu, stratejik konuda yaptığımız maliyetli hataları tekrar etmeden, ulusun gelecekteki lider rezervini yaratabilmek amacıyla gençliği, kadınları, siyahi ve melezleri karar verici pozisyonlara doğru bir şekilde teşvik edecek politikaları oluşturmak ve uygulamak, Parti’nin, devletin ve hükümetin sorumluluğudur.

23-24 Mart tarihleri arasında düzenlenen Merkez Komitesi Plenumu’nda, 2011 yılında Altıncı Parti Kongresi’nde alınan kararlar ile başlayan süreçte, ülkenin sosyo-ekonomik modelinin güncellenmesinde kaydedilen ilerlemeyi gözden geçirdik.

Yapılan tüm çalışmalara rağmen; ki bu hiç de az değildir; bu noktada -Altıncı Parti Kongresi’nde ve sonraki toplantılarda alınan ilk kararları onayladıktan veya yaptıktan sonra- tüm sorunları çözememiş olsak da olduğumuz noktadan daha fazla geliştirdik. Her şey iyi planlandı, örgütlendi ve gelişimin farklı aşamalarında devam ediyor.

Aynı sebeplerden dolayı, bu temel sorunlar çözülmediği için, ertelenen yeni bir Anayasa zaten vardı. Tabandan çalışabilecek ve onaylanmış politikalarda onların rehberlik edebileceği, eğitebileceği ve kontrol edebileceği bir şekilde kuruluşların, kurumların ve örgütlerin katılımını sağlayabilmiş olmadık.

Karşılaştığımız ilk sorunları gördüğümde, burada, sanıyorum bir Meclis oturumunun özetinde, “acelesiz, ama duraklama olmadan” çalışacağımızı belirttim. Çünkü acele de bizi ciddi hatalar yapmaya yönlendirdi.

Kendimizi asla kısa ve kolay bir yol olacağına inanmaya yönlendirmedik. Kapsamını göz önünde bulundurarak, ulusal ekonominin işleyişinde önemli sonuçlar doğurarak toplumun tüm unsurlarını kapsayan ve on yıllardır paternalizm ve eşitlikçilik üzerine kurulu zihinsel engellerin üstesinden gelmemizi gerektiren çok karmaşık bir süreci başlattığımızı biliyorduk.

Buna ek olarak, daha hızlı ilerlemek arzusuyla her şeyi düzgün bir şekilde yapabilmemize izin vereceğinden daha hızlı yapmak; kapsamlılıkta yetersizlikten kaynaklanan geçici önlemlere ve beceriksizliklere, maliyet ve faydaların eksik değerlendirilmesine ve risklerin sınırlı bir şekilde görülmesine ve dahası gerekli yönetim, kontrol ve izlemeden yoksun olup, anormallikleri zamanında düzeltmede gecikmelere ve yavaş tepkilere de yol açmıştır.

Bu süreçte yaptığımız hatalardan önemli dersler aldığımıza inanıyorum. Kazandığımız deneyim, ayaklarımız ve kulaklarımız yerde olarak ve bu sayede sakıncalı aksaklıklardan kaçınarak daha kararlı ve sağlam adımlar atmamızı sağlayacak.

Bu oturum öncesinde de birçok farklı yerde bahsettiğim gibi, mevcut yasalar içinde alternatif bir istihdam kaynağı sunan serbest meslek çalışmalarını genişletmeye devam edeceğiz. Sosyal mülkiyetin neoliberal özelleştirme sürecini simgelemekten uzak bir şekilde, devleti ülkenin kalkınmasında stratejik öneme sahip olmayan faaliyetleri yönetmekten kurtaracak, tarım dışı kooperatif deneyimleri devam edecek.

Her iki alanda da önemli sonuçlar elde edilmiş, ancak yönetim, kontrol ve denetim aşamalarında hatalar da ortaya çıkmıştır. Bu uygulamalar olmadan önce neredeyse kimsenin vergi ödemediği bir ülkede, vergi kaçakçılığı gibi farklı formlarda disiplinsizlikler yaşanmıştır. Hızlı bir şekilde zengin olmak için suç eylemleri ve hukuk ihlalleri yaşanmıştır. Bu zamanında ele alınmamış bir sorundur ve bu sektörle bağlantılı çeşitli düzenlemeleri değiştirme gereğini doğurmuştur.

Bu arada, hiçbir vatandaşın kaderlerine terk edilmemesini sağlama taahhüdü ve diğer birçok ülkeden farklı olarak, Küba sosyal ve ekonomik modelinde yapılan değişim, süreci hiçbir şekilde en genel olarak sosyalist devrimin en güçlü destekçileri olan kesim olan ve çok ihtiyaç duyanlara karşı şok terapisi uygulama anlamına gelmeyecektir. Çifte döviz kuru ve döviz kurunun çözülmesi gibi önemli konulardaki değişim hızını büyük ölçüde etkileyerek, ciddi baş ağrılarına neden olmaya devam etse ve yeni sorunlara yol açsa bile…

Bir örnek olarak, ücret ve emekli maaşlarına yapılan reformların yanı sıra, başka hiçbir destek yolu olmayan bireyler yerine, bazı ürün ve hizmetlere yönelik gereksiz bağışın ve aşırı sübvansiyonların ortadan kaldırılmasını da söyleyebiliriz.

Ayrıca yapılan değişiklikleri, zamanında doğru ve anlaşılır bir şekilde her vatandaşımıza ulaştırabilecek uygun ve sistematik kamusal iletişim politikasından yoksunuz. Karmaşık konularda, soruları tüm yönleriyle anlamak oldukça zordur ve yanlış anlaşılmalar veya bilgi eksiklikleri giderilmelidir.

Ülkenin finansal işlemlerine yönelik aralıksız olarak müdahale ederek, kalkınma için finansal kredi kaynaklarına ulaşımı kısıtlayarak, en çok ihtiyaç duyulan dış yatırımlara engeller yaratarak, ABD’nin ekonomik ablukasını sıklaştırdığı yıllar boyunca ulusal ekonomiye yönelmek zorunda olduğumuz zor koşullar bunlara ektir.

Son üç yıldır olduğu gibi, sürekli kuraklık dönemlerinin neden olduğu geniş çaplı hasarı veya tüm ulusu hırpalayan gittikçe artan yıkıcı ve sık kasırgalara dikkat çekmeden geçemem.

Öte yandan, -tek olmamasına rağmen- Demokles’in kılıcı gibi ulusumuzun geleceği üzerinde bekleyen, mevcut ve gelecek nesillerimizi büyük bir borç yükünden kurtaracak şekilde ana kreditörlere dış borcumuzu yeniden yapılandıran zahmetli ve zor süreçte elde edilen olumlu sonuçlar inkâr edilemez. Mevcut Bakanlar Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı Compañero Cabrisas bu faaliyetlerde ve yalnızca bunlarda değil borçlarla ilgili benzer çalışmalarda önemli bir rol oynamıştır (Alkışlar).

Yine de dikkatli bir şekilde ilerlememiz gerekiyor. Çünkü biz rasyonelleştirme hakkında çok az şey sormayı ve öğrenmeyi biliyoruz. Rezervlerden kredi kullanma yetkisini veren bendim -ne dediğimi çok iyi biliyorum- ihlallerden ve bilgisizlikten dolayı var olan rezervlerin tükendiği zamanlar vardı ve şimdi onları geri aldık. Mevcut hükümleri içeren orijinal belgelere bakmamaktan kaynaklanan yanlış anlayışlar nedeniyle, izinsiz olarak kullanılan yakıttan bahsediyorum.

Çoğu zaman, herhangi bir ürünün rezervini sorduğumuzda, bu, çok basit soruları ele almakla ilgilidir: “O gün o kadar fazla yakıt gerekiyor mu? Neden?” Ve bana açık bir şekilde yanlış olan bir sebep veriyorlar -bazı alaka düzeylerine sahip olsa da gerçek değil: “Verilmezse…” Cevap: “Bu miktarın dağıtımı yapılamaz, çünkü günlük ihtiyaçlar her yerdedir.” “Peki, hastaneler etkilenecek.” Ve sonra daha güçlü bir cevap veriyorum. Burada tekrarlayamayacağım ama ciddi bir uyarı ile “Bu türden saçmalıklarla beni aldatmaya çalışmayın”. Hastaneleri etkilemek bizi almaya zorunlu kılıyor… ama yine de yakıtın yarısını geliştirdik, bu da verili dönemler içinde geri dönecek.

Özellikle Bakanlar Konseyi’nin iyi bildiği gerçekler arasından yalnızca bu örneği vereceğim.

Uzun süreli ve sürekli bir çaba ile tüm borçları yeniden müzakere etmeyi başardık. Yükümlülüklerimizi yerine getirebilmek ve her şeyden önce hükümetin kredi durumunu koruyabilmek için daha uygun şartlarla bazı indirimler yapıldı. Bu büyük görev tamamlandığında, adım adım, zamanın farkına varmadan, -daha önceki kadar olmasa da- yine borçta olduğumuz sonucuyla tekrar taahhüt yapmak için geriye döndük ve bu planlama için zorluklar yarattı- ve planlama ile ilgili konuşmuşken daha iyi planlama zorunludur. Sahip olduklarımızı nasıl kullanacağımızı bilmek ve geriye kalanının nasıl çözüldüğünü görmek… Fakat yol boyunca icat etmemek; bugün ekmek, yarın açlık. Bu bizim yolumuz değil, bizimki gerçekliktir! Demokles’in kılıcından konuştuk. Devrimciler her zaman boyunlarımızın üzerinde farklı kökenlerden Demokles’in kılıcı ile yaşarız.

Özel Dönem’i hatırlıyorum. O zaman Díaz-Canel -dediğim gibi- yükselişteydi, Parti’nin Santa Clara’daki liderliğini üstlenmişti. O dönemde, bir oksijen maskesi takmak zorunda kaldınız, dalgıçların kullandığı gibi bir şnorkel kullandınız, suyun dudaklarınızı geçtiği zamanlarda kullanmak zorunda kaldınız ve diğer zamanlarda burnunuzun üzerindeydi ve bazen gözlerini kapadı ve bir şnorkel kullanmak zorunda kaldınız. Ama direndiniz -bu sayede bugün buradayız (Alkışlar) ve sorunların ortaya çıkmasıyla doğan kötümserliği de kırdınız.

Bu ilk değil. Özel dönem boyunca, 1993-1994 yılında dönersek -pratikte 1990’da başlamıştı- ve bu slogan ortaya çıktı, orada Gençlik Adası’nda söylenmişti, sanırım, 26 Temmuz’da “Sí se puede” (Evet, bu yapılabilir). Ama bunu yapmak için, her bir sorun, atılan her adım, tüm objektifliğiyle, yanılsamalarla veya kendimizi kandırmaksızın analiz edilmelidir.

Şimdi bu durumda, Monreo Doktrini’ne geri dönen sahip olduğumuz komşularla… Geçen gün Bruno’nun ABD Başkan Yardımcısı’na söylediklerini gördünüz. Onu alamadı ve bıraktı. Bununla ilgili daha sonra konuşacağım.

Yeniden bir borç sarmalına düşmemize izin verilemez. Ve bundan kaçınmak için verili zamanda karşılığını ödeyemeyeceğimiz hiçbir yeni taahhüttü yapmama ilkesine saygı göstermeliyiz.

Bu anlamda dış finansmanımızdaki mevcut gerilimler, açıkladığım haliyle bir uyarı işaretidir. Tasarruf sağlayarak ve hali hazırda gereksiz harcamalardan kaçınarak, karşılıklı sorumlulukların karşılanmasını sağlayacak şekilde beklenen gelirin elde edildiğinden emin olarak, kaynakların ulusal ekonominin öncelikli sektörlerine yatırıldığını garantileyerek sağlam bir temele dayanan daha iyi planlamadan başka bir alternatifimiz yok.

1990’ların başında Özel Dönem olarak bilinen Parti ve Fidel’in önderliğinde Küba halkının katlanıp üstesinden geldiği gibi aşırı ve dramatik bir evrede değiliz. Genel durum şu an çok farklı. Bu koşulların yeniden yaşanmaması için sağlam bir temele sahibiz. Ekonomimiz çeşitlendi ve büyüyor. Ancak devrimcilerin görevi en elverişli olana değil, cesaret ve zeka ile sürekli optimizm ve zafere olan tam güven ile en kötü seçeneğe hazırlanmaktır. Bugün ve her zaman, birliği savunmak için boyun eğmeden çalışmaları sürdürmek, direnmek ve direnmek! Başka bir çözüm yok.

Birkaç gün önce belirttiğimiz gibi, 5. Parti Merkez Komitesi Genel Kurulu esnasında, siyasi, ekonomik ve sosyal alanda meydana gelen dönüşümlere uygun olarak Anayasa’da reform yapılması gereği üzerine yapılan çalışmalar hakkında bir açıklama yapıldı.

Bu süreci tamamlamak için, bu Meclis’in bir sonraki olağan oturumunda, Parlamento’da tartışılacak, daha sonra istişare için halka götürülecek ve son olarak, Anayasa’da yazıldığı gibi, son metin referandumda onaylanacak bir tasarı hazırlamak ve geliştirmek üzere milletvekillerinden oluşan bir Komisyon onaylanmalıdır.

Şu an bir kez daha açığa kavuşturmak için uygun zamandır; politik ve sosyal sistemimizde sosyalizmin geri dönülemez doğasını ya da mevcut anayasanın beşinci maddesinde belirtildiği gibi örgütlü öncü; toplum ve devletteki en yüksek güç durumunda olan Küba Komünist Partisi’nin öncü rolünü modifiye etmek niyetinde değiliz. Ve aynı Madde’nin muhafaza edilmesini önereceğiz.

Dış politika konularına geçersek, yakın tarihte Peru’da düzenlenen ABD hükümetinin Monreo Doktrini’ne bağlılığını açıkça yeniden tasdik eden güncellenmiş neo-sömürgeci ve hegemonik tutumunun damga vurduğu 8. Amerikalar Zirvesi’ni göz ardı edemem. Bunun en kötü ifadesi ise Venezuela’nın keyfi ve haksız bir şekilde organizasyondan dışlanması oldu.

Birleşik Devletler’in paralı karşı devrimin kalıntılarını kullanarak Küba Devrimi’ne karşı propagandacı büyük bir gösteri kurmaya niyetli olduğu biliniyordu.

Küba, Lima’ya; hakkı olarak; başı dik bir şekilde gitti. Her alanda, eşitlik ve saygı çerçevesinde diyaloğa ve tartışmaya olan istekliliğimizi gösterdik. Aynı şekilde onaylanan, Kübalıların ilkelerimizi, değerlerimizi ve meşru yerimizi savunmaya kararlılığıdır.

Küba delegasyonu, Bolivya ve diğer ülkeler, Bolivarcı Devrim’e karşı bir cephenin oluşturulmasını engelledi ve iki Amerika arasında yeni bir ilişkiler sistemi oluşturması talebini yineledi.

Dışişleri Bakanımız, Bruno Rodriguez Parrilla’nın Küba hükümeti adına, açık bir dille, açık fikirlerle ve kararlılıkla yaptığı yorumlar, ABD Başkan Yardımcısı’nın orada sunduğu eski ve müdahaleci konuşmasında yer alan hakaretlere ve yanlışlara yanıt vermiştir. Ülkemizden sivil toplum üyeleri, OAS tarafından desteklenen neo-sömürgeci dışlanmaya karşı bir savaş başlattı ve kendilerinin Küba halkının gerçek temsilcileri olarak tanınmasını kuvvetle savundular. Küba ve Amerika halkları için seslerini yükselttiler. Provokasyon yenilgiye uğradı.

Bu kahraman insanlar adına, organizasyona katılan Küba delegasyonunun tüm üyelerine, tebriklerini yinelemek için bunu bir fırsat olarak değerlendiriyorum.

Bizim Amerikamızın ülkeleri, bildiğiniz gibi başkentimizde onaylanan Latin Amerika ve Karayiplerin Barış Bölgesi Beyannamesi’nde belirtildiği üzere halklarımız tarafından seçilen siyasi, ekonomik ve sosyal sistemi de içeren haklarımızı kullanarak çeşitlilik içinde birliği geliştirmeden yeni zorluklarla yüzleşemeyecektir.

Ayrıca bizim, Amerika Halkları için Bolivarcı İttifak’a olan bağlılığımızı da vurgularız.

İlerici ve popüler hükümetlerin sosyal adalet açısından ilerleme kaydeden hükümetlerin geçtiğimiz on yıldaki çabalarına rağmen bizler servet dağılımında dünyadaki en büyük eşitsizliğe sahip bölgeyiz. Zengin ve fakir arasındaki uçurum muazzam ve büyüyor, yoksulluk artıyor.

Bugün, bizi bölmek ve Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu’nu yok etmek için bir girişimde bulunuluyor. İtibarsızlaşan OAS yeniden kullanılır hale getirilerek ABD politika aracı olmuş ve emperyalist tahakkümün devamına katkı sağlamak için demokrasiyi korumak bahanesiyle ülke grupları oluşturulmuştur.

Venezuela Bolivarcı Cumhuriyeti’ne yönelik saldırganlık, emperyalizmin kıtada seçimle iş başına gelmiş hükümetleri devirmek için çabalarında merkezi bir unsurdur. Sosyal kazanımları silme, neoliberal kapitalizme karşı ilerici modelleri ve alternatifleri tasfiye etmeye çalışması içerisindedirler.

Venezuela, meşru hükümet ve Başkan Hugo Chavez Frías’ın mirasını koruyan Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro Moros liderliğindeki sivil-asker birlikteliğiyle tam bir dayanışma içinde olduğumuzu vurguluyoruz.

Bolivya ve Nikaragua’da olduğu gibi, elde edilen kazanımları tersine çevirmek için emperyalizmin baskısı altında olan diğer halklar ve hükümetler için desteğimizi yineliyoruz.

Brezilya’da Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff’e karşı yapılan parlamento darbesinden sonra, şimdi, özgürlüğünü istediğimiz Yoldaş Lula keyfi ve haksız bir şekilde tutuklanıyor. Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılımını engellemek için siyasi cezaevinde mahkûm ediliyor. Oysa Brezilya’da farklı kurumlar tarafından yapılan anketler, seçimin bugün yapılması halinde hiç kimsenin Lula’yı yenemeyeceği gerçeğini göstermektedir. Bu yüzden o bir mahkûmdur. Bu yüzden, hapsine yol açan suçlamalarla iftiraya uğruyor.

Porto Riko halkının kendi kaderini tayin ve bağımsızlık hakkına verdiğimiz desteği yineliyoruz.

Karayip ülkeleri, özellikle de Haiti, bugüne kadar olduğu gibi, Küba’nın dayanışmasına ve işbirliğine güvenebilir.

17 Aralık 2014’te, o zamanki Cumhurbaşkanı Barack Obama ile eş zamanı olarak, ABD ile diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edileceğini duyurduk.

En mutlak saygı ve eşit egemenlikle, iki taraflı sorunların çözümünde ve hatta çeşitli ortak çıkar alanlarında iş birliği çalışmaları başladı. İki ülke arasındaki ciddi farklılıklara rağmen, medeni bir şekilde bir arada yaşamın mümkün ve avantajlı olduğu gösterildi.

Devrimi boğma stratejik hedefi değişmedi, fakat iki ülke arasındaki politik iklim, her iki halk için de fayda sağlayan tartışmasız bir ilerleme yaşadı.

Ancak, mevcut başkan iktidara geldiğinden beri, Küba ile ABD arasındaki ilişkilerde kasıtlı bir geri adım atılmış ve bu yönetimin ifadelerinde agresif, tehdit edici bir ton hâkim olmuştur.

Bu durum, Haziran 2017’deki Cumhurbaşkanlığı Protokolü’ne yapılan hakaretlerde açığa çıkmıştır. İki ülke arasındaki gerginlikten yararlanan Güney Florida’daki anti-Kübalı aşırı sağcıların en kötü unsurları içinde tasarlanmış ve duyurulmuştur.

Ekonomik abluka sıkılaştırıldı, mali zulüm güçlendirildi ve bir askeri üs ve uluslararası gözaltı ve işkence merkezi ile Guantanamo’nun topraklarının bir kısmında işgal devam ediyor.

Yıkıcı siyasi programlar, ABD hükümeti tarafından milyonlarca dolar ile finanse edilmektedir. Paralı askerlerin işe alımı ve finanse edilmesi ve yasadışı radyo ve televizyon yayınları devam etmektedir.

Çiğ bir bahane kullanılarak, Washington elçiliğimizdeki diplomatik görevlilerin çoğunluğu sınır dışı edildi. Konsolos da dâhil olmak üzere ABD’nin Havana’daki diplomatik personelinin sayısı azaltıldı. Buna bağlı olarak ikili göçmenlik anlaşmaları da etkilendi ve bu hizmete ihtiyaç duyan binlerce Kübalı için problemler ortaya çıktı.

ABD vatandaşlarının ve Kübalı göçmenlerin çoğunluğu ablukanın sürdürülmesine karşıdır ve ikili ilişkilerin geliştirilmesini destekler. Paradoksal olarak, bugün ABD Bakanı üzerinde daha fazla etkiye sahip olan bireyler ve gruplar, Küba’ya yönelik saldırgan, düşmanca davranışların savunucularıdır.

İnsan hakları konusunu manipüle etme ve ülkemize iftira etme girişimleriyle mücadele edeceğiz. Kimseden ders almaya ihtiyacımız yok, hele Amerika Birleşik Devletleri hükümetinden.

Yaklaşık 150 yıl ulusal bağımsızlık için mücadele ettik. Devrim’i çok kanlı bir bedelle savunduk ve büyük tehlikelerle karşı karşıya kaldık. Bugün Devrim’i yok etmeye çalışan herhangi bir stratejinin, ister çatışma ister kandırma yoluyla olsun, Küba halkının net olarak reddetmesi ile karşı karşıya kalacağına ve yenileceğine dair inancımızı tekrar hatırlatmamız gerekir.

Çok kutuplu bir sisteme doğru yönelen uluslararası eğilime rağmen, Birleşik Devletler her ne pahasına olursa olsun yaşadığımız adaletsiz ve dışlayıcı düzeni ve kendi tahakkümünü korumaya çalışmaktadır.

Bu amaçla, geleneksel olmayanlar da dâhil olmak üzere, nükleer bir çatışmanın tehlikesini vurgulayan yeni savaşları kışkırtır ve bunu yapmak için güç kullanımını ve tehditleri genişletir. Tasarımlarına boyun eğmeyenlere karşı ayrım gözetmeksizin tek taraflı yaptırım uygular. Bir silahlanma yarışını, uzayın ve siber dünyanın silahlandırılmasını dayatır ve uluslararası barış ve güvenlik için giderek artan bir tehdit oluşturur.

NATO’nun Rusya’nın sınırlarına doğru genişlemesi ciddi tehditlere yol açmaktadır. Bunlar bizim kınadığımız keyfi yaptırımların uygulanmasıyla daha da ağırlaştırılmaktadır. ABD sürekli tehdit ve cezalandırıcı önlemlerde, Çin’i ve geçenlerde diyalog ve işbirliği anlaşması imzaladığımız müttefiki Avrupa Birliği’ni hedef alacak şekilde uluslararası ticaret normlarının ihlali konusunda ısrar ediyor. Sonuçlar, özellikle de Güney ülkeleri için korkunç olacaktır.

ABD emperyalizmi, mülteci dalgaları oluşturan çatışmalar yaratır; göçmenlere karşı ırkçı, baskıcı, ayrımcı politikalar uygular; duvarlar inşa eder, sınırları militarize eder; daha da savurgan ve sürdürülemez üretim ve tüketim kalıplarını teşvik eder ve iklim değişikliğine karşı mücadelede işbirliğine engeller oluşturur.

ABD, ulusötesi ve hegemonik teknoloji platformlarını; tek yönlü düşünmeyi dayatmak, insan davranışlarını manipüle etmek, kültürümüzü istila etmek, tarihsel belleğimizi ve ulusal kimliğimizi silmek, politik ve seçim sistemimizi kontrol etmek ve bozmak için kullanır.

Geçtiğimiz 13 Nisan’da, uluslararası hukuk ilkeleri ve Birleşmiş Milletler Anlaşması’nı ihlal eden Birleşik Devletler ve bazı NATO müttefiki ülkeler, hükümetin kimyasal silah kullanımına dair hiçbir kanıt bulunmamasına rağmen Suriye’ye askeri saldırı düzenledi. Ne yazık ki, daha önce birçok Ortadoğu ülkesinde ve şimdi de tekrar tekrar Suriye’ye uygulanan bu tek taraflı eylemler kabul edilemez, uluslararası toplumca kınanmaya layık olan bir uygulama haline gelmiştir. Suriye halkı ve hükümetiyle dayanışmamızı ifade ediyoruz.

2003 yılının Mart ayında, sadece 15 yıl önce, Başkan W. Bush’un kitle imha silahlarının varlığı bahanesiyle Irak işgalini başlattığı ve bu iddianın birkaç yıl içinde yanlış olduğunun ortaya çıktığını unutmak mümkün değil.

Küba, yalnızca diyaloğu, barışı savunmaya yönelik çabaları destekliyor. Dünyanın ciddi sorunlarına çözüm bulmada, yalnızca müzakerenin ve uluslararası iş birliğinin katkı sağlayacağına inanıyor.

Ekonomik, ticari, mali ablukaya karşı mücadelemizde, istisnasız tüm ülkelerin dayanışmasına minnettarız.

Rusya Federasyonu ile karşılıklı menfaatlere dayanan ikili ilişkiler, tüm alanlarda önemli ölçüde artmıştır. Devrim sürecimizin zaferini takip eden zor yıllarda, eski Sovyetler Birliği’nin ve özellikle de Rusya halkının bir parçası olan halklardan aldığımız desteğe her zaman müteşekkir olacağız ve hatırlayacağız.

Aynı şekilde, Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkiler, ülkemizin kalkınmasına önemli katkılar sunarak ticaret, ekonomi, politika ve işbirliği alanlarında ilerlemeye devam ediyor.

Birkaç hafta önce, bizi birleştiren bağları ve iş birliğine yönelik yeni olanakları tespit etmemizi sağlayan başarılı gelişmelerin bir örneği olarak Vietnam Komünist Partisi Genel Sekreteri yoldaş Nguyen Phu Trong’u ağırladık.

Bu arada, Küba’nın Afrika ülkeleri, Afrika Birliği ve Asya ile olan tarihi bağları büyümeye devam ediyor.

Güney ülkelerinin meşru taleplerini, kalkınma haklarını ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini savunmaya devam edeceğiz.

Bütün haklı sebepler, özellikle Filistin ve Sahra halklarının mücadeleleri ve toplumsal adalet mücadelelerinin tümü de Küba halkının desteğini bulacaktır.

Bahsi geçen tüm bu uluslararası karmaşık şartlar, Küba Devrimi’nin Yoldaş Jefe’sinin 1975’te Birinci Parti Kongresi’ne sunduğu merkez raporda yer alan ifadelerin mutlak geçerliliğini doğrulamaktadır: “Emperyalizm var olduğu sürece, Parti, devlet ve halkımız, savunma hizmetlerine maksimum düzeyde dikkat edecektir. Devrimci teyakkuz asla ihmal edilmeyecektir. Tarih bu ilkeyi unutanların hayatta kalamadıklarını çok etkili bir şekilde öğretmiştir.

Arkadaşlarım ve yoldaşlarım,

Sadece 11 gün sonra, öncü devrimciler, öğrenciler, işçiler, köylüler, sanatçılar ve aydınlar, görkemli Devrimci Silahlı Kuvvetler ve İç İşleri Bakanlığı üyeleri, tüm halk, Uluslararası İşçi Günü’nü anmak için sokaklarımızda ve meydanlarımızda hep birlikte yürüyecekler. Bir kez daha Kübalılarının çoğunluğunun Devrimlerini, Partilerini ve sosyalizmi desteklediklerini dünyaya göstereceğiz. Ülke içinde başka bir eyalete seyahat planım olmasına rağmen bu anının önemini göz önünde bulundurarak, 1 Mayıs günü Havana’daki geçit töreninde Devlet ve Bakanlar Kurulu mevcut Başkanımıza eşlik edeceğim (Alkışlar). İleride daha az çalışmam gerekeceğini umarak, diğer eyaletleri ve fazlasını daha sonra ziyaret edeceğim.

Zafere Kadar Daima!”

Konuşma bitiminde Meclis “Çok Yaşa Raul” sloganları eşliğinde Raul’u ayakta alkışlamıştır.

Çev. Gülşah Gülen

(Özgür Bir Dünya İçin Kaldıraç, Ağustos 2018, Sayı 205)

http://en.granma.cu/cuba/2018-04-20/the-communist-party-will-resolutely-support-and-back-the-new-president