İdamla istedikleri cezasızlık – Ayça Tezerişir

Son dönemlerde gündeme daha sık gelen çocuk kayıpları ve istismar konusu üstüne biraz tartışma yürütmekte fayda var. Leyla’nın, Eylül’ün, Mehmet’in, Deniz’in, Read’ın ve daha nicesinin kaçırılışı, öldürülüşü üstünde konuşurken bile boğazımızın düğüm düğüm olmasına sebep olurken, televizyonlarda bu masum çocukların yüzlerini görmemek için artık televizyona bakamaz olmuşken hiç kolay değil, fakat bir zorunluluk.

Yakın zamanda yayınlanan TÜİK verileri 2008-2016 yılları arasında resmi olarak kayıp müracaatı yapılan çocuk sayısının 104 bin 531’e ulaştığını ortaya koyuyor. 2008 yılında 4 bin 517, 2009 yılında 5 bin 81, 2010 yılında ise 8 bin 81 çocuk kayboldu. 2011 yılında 10 bin 67, 2012 yılında 12 bin 474, 2013 yılında 16 bin 218, 2014 yılında 18 bin 696, 2015 yılında 17 bin 706 ve 2016 yılında ise 11 bin 691 çocuk kayıp olarak bildirildi. Çocuk istismarı vakaları gün geçtikçe artıyor. Son 10 yılda %700’lük artıştan bahsediliyor ve bunlar sadece ihbar edilen vakalar.

Hükümetin bu konuda aldığı tutum, istismarı meşrulaştıran söylemler, mecliste tecavüzcüleri koruyan yasaların çıkarılması, iyi hâl indirimleri, Ensar Vakfı’ndaki tacizlere yönelik meşrulaştırıcı söylemler, Ensar Vakfı ile Milli Eğitim arasında imzalanan protokoller, Diyanet’in sözlüğü ve daha nicesi, durumun vehametini ortaya koyuyorken son dönemlerde meclis gündemine giren hadım ve idam tartışmaları konunun zemininin çarpıtılmasına iyice tuz biber ekmiş vaziyette.

Kimyasal hadım ve idam cezalarının getirilmesi tartışılıyor, böylece bu istismarın önüne geçilebileceği savunuluyor. Bu memlekette neden bu kadar çok çocuk tecavüze uğruyor, neden kaçırılıp öldürülüyor hiç sorulmadan “en ağır cezalar” tartışılıyor. Toplumdaki bu zihniyetin, kirliliğin kaynaklarına hiç temas etmeden, faili ortadan kaldıralım da iş bitsin diyorlar. Ne eğitimden söz eden var, ne adaletten.

Çocuk istismarının, kadınlara yönelik taciz ve tecavüzün, kadın cinayetlerinin, çocuk kayıplarının faillerini, katilleri, tecavüzcüleri birer psikopatolojik vaka olarak görüp yaptıkları eylemleri bir sapkınlığın sonucu olarak değerlendirirsek konuyu toplumsal bağlamından koparmış oluruz. Meseleyi “psikolojikleştirerek” suçu sadece faile yüklemiş oluruz, oysa sorunlu olan, sistemin ta kendisi. Bu sistemde normal-anormal ayrımı yaparak normallerin içindeki çelişkileri de göremiyoruz böylece. Adaletsizliği, şiddeti, ayrımcılığı meşrulaştıran bu sistem göz göre göre yapıyor artık bunu. Düşünün, tecavüzcülerin aklanması için mecliste yasa çıkarmaya kalkmış olanların şimdi “çocuk istismarına karşı en büyük cezaları vereceğiz” demeleri pek manidar değil mi? Çocuklar kaçırılıp öldürülüyor bu memlekette ve hepimiz öfke içindeyiz, insanlığımızdan utanıyoruz, lanetler okuyoruz o masum bedenleri katledenlere ve aynı anda idam tartışmaları gündemde öne çıkıyor. Bir çocuğun öldürülmesi toplumun hemen hemen tüm kesimlerinde ortak bir acı ve öfke yaratıyor ve idam tam bu gündem üstünden öne çıkarılıyor, büyük kurnazlık doğrusu.

İdama ve hadıma, çözüm olamayacakları gerekçesiyle ya da insan haklarına aykırı olduğu gerekçesiyle karşı çıkanlara ise neredeyse faillere, katillere yöneltilenlerden beter suçlamalar yöneltiliyor. Özellikle sosyal medyada bunun örnekleriyle sıkça karşılaştık. Oyuncu Berna Laçin’in, sosyal medya hesabında cinsel istismar suçluları için istenen idam cezasına karşı çıkarak “İdam çözüm olsaydı Medine toprakları tecavüzde rekor kırmazdı!” diyerek attığı tweeti hakkında ‘Halkın Dinî Değerlerini Aşağılama’ suçu kapsamında soruşturma başlatıldı. “Halkın dinî değerlerini aşağılama” senelerdir her konuda tuttu. Dinî ve manevi değerleri kullanarak siyaset yürüten hükümet, bu konuda hemen hemen her seferinde bir kamuoyu yaratmayı başardı. Açıkça “idama karşı çıkmak” suçlaması yapamayacakları için (henüz), başka hassasiyetler devreye sokuldu.

Bazı hukukçular, cezaların arttırılması, ağırlaştırılmasının çözüm değil aksine cezasızlık yaratacağı görüşünde. Zaten tüm bu çocuk kaçırma ve istismar vakaları buzdağının görünmeyen kısmı iken, bilmediğimiz kim bilir nice örnekler varken, çocuklar susmaya, boyun eğmeye zorlanıyorken, aileler göz yumuyor ya da göz yummak zorunda bırakılıyorken, cezaların arttırılması demek, vakaların aydınlığa kavuşturulmasını iyice engelleyebilir.

Çözüm, bu bilincin, bu zihniyetin dönüştürülmesinde. Eğitimcilerin, ruh sağlığı çalışanlarının, toplumun her kesimini içine alacak geniş ölçekli çalışmalar yürütmesi gerekli. Bu konuda duyarlılık yaratarak hükümetin konuyla ilgili politikalarını değiştirmesi için kamuoyu yaratmak gerekli. Televizyon karşısında öfkeden delirmek yerine, bu öfkeyi hareketsiz kalarak çürütmek yerine sokağa çıkmamız gerekli, tepkimizi ortaya koymamız gerekli… Fakat kökten bu meseleyi çözmek için bu yozlaşmış sistemi tamamıyla alaşağı etmekten başka yol yok.