Haramiler ve özelleştirme – Canan Sümer

“Savaş bir felaket bir tufan ve gazap zamanıdır. Kanın hüküm sürdüğü acı bir dönemdir.”

Dicle’nin Sürgünleri M Uzun
Yüzyıllar önce savaşların sebebi, baharat ve ticaret yolları idi.
1800 yılların sonundan bu yana petrol birinci sıraya yerleşti.
Günümüz haramilerinin gözdesi ise meta gazı…
Yakın coğrafyamızdaki birçok savaş; petrol, gaz ve tüm bunların sorunsuz bir şekilde taşınabilmesi için yapılıyor.
Suriye’de yaşanan savaş; hem petrol hem de gazın taşınmasında Suriye’nin geçiş güzergâhında olması olarak ifade ediliyor.
Bu uğurda milyonlarca insan ölüyor, milyonlarca insan evsiz, vatansız kalıyor, bir o kadarı da açlık ve hastalıkla boğuşuyor.
Batı ve ABD; bölgedeki enerji kaynaklarının kendisi ile paylaşımında sorun çıkarmayan Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn gibi işbirlikçi ülke yönetimlerinin şimdilik devamını sağlamaktan sorumlu…
Haramiler yeryüzü nimetlerini üleşirken barışçıl hümanistler de onların hazırladığı sosyal, kültürel projelerle oyalanıyor.
İkiyüzlü bir dünya!
Bir yüzünde, insan hak ve hürriyetlerinin kutsal sayıldığı demokratik, sözde medeni bir maske…
Diğer yüzünde ise, çıkarları uğruna pek çok insanın ölümüne, yerinden yurdundan olup acı çekmesine yol açacak kararlar alan kan emici haramiler.
Ne demişti Yahudi enerji bakanı;
“İsrail’in Doğu Akdeniz üzerinden İtalya’ya kadar ulaşacak en uzun ve en derin boru hattı inşa etme yönündeki ‘agresif hayallerimizi’ gerçekleştirmekte kararlıyız.”
Kıbrıs, Mısır ve İsrail arasındaki havzada çok ciddi bir doğal gaz potansiyeli olduğu ve Doğu Akdeniz’in 30-40 yıl içerisinde Kuzey Denizi’nin yerini alarak en önemli güvenilir doğal gaz kaynağı olacağı artık sık sık dile getiriliyor.
Gözünü Doğu Akdeniz’e diken haramiler bölgeyi kan ve kaosun hiç bitmediği bir cehenneme çevirdiler.
Şam’da namaz kılma hayali ile yatıp Ortadoğu’nun lideri olma rüyası ile kalkan Erdoğan
İktidarı Suriye’de pirinç peşindeyken evdeki bulgurdan da oldu.
Türkiye ekonomisi çıkmazda…
80 yılda elde edilen ve Türkiye halkına ait olan kurumlar AKP iktidarınca satılıp açıklar kapatılmaya çalışılsa da başarılamadı.
“Adam yol yaptı, köprü açtı” ama 15 milyon asgari ücretlinin açlık sınırının altında yaşamasına çözüm bulamadı.
Türkiye’nin en büyük kamu kuruluşları özelleştirilmeler yoluyla uluslararası şirketlere satıldı.
Halkın malı olan dev kurumlar, sanayi tesisleri, limanlar, kamu binaları ve arsaları bir bir elden çıkartıldı.
Türkiye Varlık Fonu ile de geriye kalan kamu kuruluşları iç edilecek. Kamu kuruluşları teminat gösterilmek üzere bu fona devredildi. Başına da Başkan Erdoğan tarafından, Erdoğan ve damadı getirildi.
Tam bir kara mizah!
Anlayacağınız, kümes tilkilere emanet!
Tüm bunların yanında yargıya güven, eğitim, sağlık AKP iktidarınca giderek daha kötü duruma getirildi.
-Tamam da bize ne bunlardan, diyebilecek kadar bağımsız olabilseydik keşke.
Ama elimizdeki son kurumları da badem bıyıklılara kaptıracak kadar akılsızız.
Türkiye’den Ada’ya sudan sonra elektriğin de mutlaka getirilmesi gerektiğini savunanların gönlünde yatan “özelleştirme aslanı” son günlerde yine kükremeye başladı.
Badem bıyıklılara yine gün doğuyor.

Afrika Gazetesi

19.09.2018