Hamzaoğlu ve Çelebi’nin tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması devam ediyor

HDK Eş Sözcüsü ve Barış Akademisyeni Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ve ESP Genel Başkanvekili Fadime Çelebi’nin tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması devam ediyor. Duruşma öncesi, dayanışma için gelenler Ankara Adliyesi önünde “Barış talebi yargılanamaz” diyerek basın açıklaması yaptı.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü ve Barış Akademisyeni Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu ile Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanvekili Fadime Çelebi’nin tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması Ankara’da başladı. 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu yargılanan Çelebi ve Hamzaoğlu’nun yanı sıra tutuksuz yargılan Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Ahmet Kaya, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşbaşkanları Naci Sönmez ve Özlem Eylem Tuncaeli, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkan Yardımcısı Hacer Özdemir, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP) Eş Sözcüsü Kezban Konukçu Kok katıldı.

DAYANIŞMA İÇİN GELENLER SALONA GİREMEDİ

Duruşmayı takip etmek için HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, HDP’li milletvekilleri, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik, yurtdışından çok sayıda insan hakları savunucusu, yazar Fikret Başkaya gibi isimler adliyeye geldi. Duruşmaya İngiltere, Almanya, Kolombiya ve Güney Afrika’dan akademisyenler de destek için geldi.

Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı duruşmayı izlemek için gelen çok sayıda kişi duruşma salonun küçük olması ve ayakta izleyiciye izin verilmediği gerekçesiyle salona giremedi. İzleyiciler ile yargılananlar arasına polislerin yanı sıra 30 jandarma da koridor oluşturdu.

Kimlik tespitinin ardından avukat Pınar Aydemir tutuksuz yargılanan Gülistan Kılıç Koçyiğit, Musa Piroğlu, Serpil Kemalbay ve Tülay Hatimoğulları’nın Milletvekili seçilen isimlerin yargılanmasının durdurulmasını istedi. Mahkeme heyeti talebin daha sonra değerlendirilmesine karar verdi.

Duruşmada ilk olarak tutuklu yargılanan ESP Başkanvekili Fadime Çelebi savunma yaptı.

Çelebi, yarın üçüncü yılını geride bırakacak Suruç Katliamı’nın yıldönümü olduğunu anımsattı ve patlamada yaşamını yitirenleri anarak savunmasına başladı.

“Barış halkların geleceğidir, beş bin yıl da verilse söylemeye devam edeceğim”

Çelebi, 9 Şubat’tan bu yana 5,5 aydır tutuklu bulunduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

“Özellikle yaptığımız basın açıklaması yıllardır yaptığımız açıklamalardır. Ben yıllardır ESP’de siyaset yapıyorum. Genel başkan yardımcısıyım, yıllardır kadına dönük her türlü saldırıya karşı sokakta oldum. Gelinen noktada siyasi iktidarın intikam alma duygusu güttüğünü söyleyebilirim.”

Çelebi, davaya konu açıklamayı da savaşa karşı olduğu için yaptıklarını belirterek şöyle devam etti:

“Efrin operasyonu, kadınların öldürülmesi, çocukların öldürülmesidir. Ben de bir anneyim. Tarih savaşın acısını yazmıştır. Bugün Efrin halkı ile Türkiye halkları arasında herhangi bir sorun yoktur. Yaptığımız basın toplantısının içeriği barışa, halkların kardeşliğine dair bir metindi. Ancak siyasi iktidarın bu operasyonla bir dizi rant elde etmiş olduğunu da gördük. Her gün televizyonlarda rakam vererek, terörist öldürdük diyen fikirler yargılanmıyor ama halkların bir arada ortak yaşama çağrısı yaptığımız bir toplantı nedeniyle yargılanıyoruz. Bir birey olarak da bunu söylemeye devam edeceğim. Barış halkların geleceğidir, kadınların ölmemesidir, çocukların özgür yaşamasıdır. Beş yıl değil beş bin yıl da verilse bunu söylemeye devam edeceğim. Bunun suç olduğunu düşünüyorum.”

Çelebi, geçtiğimiz günlerde Barış Akademisyenleri’ni tehdit ederek “kanlarında duş alacağız” dediği için yargılandığı dosyadan beraat eden Sedat Peker’i durumunu hatırlatarak, “Hukuk buralarda devreye girmeli. Siyasi iktidar her fikrini zikrediyor ama bizim gibi siyasi partiler her yaptığımız eylem, basın açıklaması yasa dışı ilan edilmeye çalışılıyor. O anlamda bugün baktığımızda barışa dair egemenlerin korktuğu çok açık. Siyasi iktidarın da korktuğunu düşünüyorum. Barış twitleri atanlar bile yargılanıyor” dedi.

Türkiye’deki siyasi gelişmelere bağlı olarak yaptıkları açıklamaların delil olarak gösterildiğini belirten Çelebi, “Siyasi partilerin gerçek anlamda siyaset yapma hakkı nerede kalıyor. Bugün tek partili sisteme mi geçmiş durumdayız. Sadece siyasi iktidar mı çalışmasını yürütecek. Bu davanın gerçek anlamda bir hükmü yok. Siyasi iktidar istediği için bugün buradayız. Bu davanın derhal düşmesini söylemek istiyorum” diyerek, savunmasını tamamladı.

“Her zaman barıştan yana duruş sergiledik”

SODAP Eş Sözcüsü Kezban Konukçu Kok savunmasında SODAP olarak Türkiye’nin üçüncü büyük partisi olan HDP’nin bir bileşeni olduklarını ve açıklamanın da HDP’nin büyük kongresi öncesinde yapıldığını anımsattı.

Kok, “Suç işlediğimizi kabul etmiyoruz” diyerek, “Kongre öncesinde yaptığımız tartışmalarda ülkemizde yaşanan süreçle ilgili fikirlerimizi açıklama özgürlüğünü kullanarak bir açıklama yaptık. Açıklamanın içeriği tamamen barış yanlısıydı. Sivillerin, kadınların çocukların ölmemesine dönüktü. Bu anlamda düşüncemizi açıklama hakkımızı kullandık. Bu nedenle suçlamayı kabul etmiyorum” dedi.

Kok, suçlamaya konu yapılan “halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etme”ye katılmadığına vurgu yaparak, “Savaş çağrısı ya da insanlara ayrımcı bir dil kullanılmamıştır. Bu dili kullanan siyasi yapı zaten bilinmektedir. HDP olarak her zaman barıştan yana duruş sergiledik. Yine dosyada işgal kavramı üzerinde durulmuş. Bir ülkenin başka bir ülkenin sınırlarını işgal etmesi evrensel hukukta işgal olarak tanımlanmaktadır” savunması yaptı.

“Burada demokrasi ve barış yargılanıyor”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşbaşkanı Naci Sönmez kendisinin de 12 Eylül askeri darbesinin ardından 3 yıl boyunca tutuklu kaldığını hatırlatarak, gözaltına alınışının 12 Eylül’ü aratamayan bir gözaltı süreci olduğunu belirtti.

“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak AKP hangi yasa ile kurulmuşsa biz de aynı yasalarla kurulan bir siyasi partiyiz” diyen Sönmez, şöyle devam etti:

“Bizim gözaltına alınmamız şahsımızla alakalı değil bu aynı zamanda bütün topluma karşı yapılmış bir saldırıdır. Burada demokrasi, barış yargılanıyor. Savaşa karşı olmak gibi bir suç olabilir mi? Bu bir siyasi davadır. İddianamede hukukla ilgili zerre bir şey bulamadım. 12 Eylül’de 3 yıl tutuklu kaldım. O zaman bile bir hukuk kararı vardı. Yıllarca ifadeler verdik, tanıklar verdik. Ceza verecekleri sanığın belli bir hukuka göre ceza almasını sağlamaya çalıştılar. Ama bugün yaşadıklarımıza bakın.”

“Savaşı mı savunacağız? Bir yurttaş olarak bunu kabul etmiyorum”

“Savaşı mı savunacağız? Olur mu böyle bir şey? Bir yurttaş olarak bunu kabul etmiyorum. Burada hüküm de verilse 17 yaşında nasıl boyun eğmediysem bugün de eğmem. Ben gerçekten hukuki açıdan bir karar verilecekse insani bir talebin örgüt propagandası olarak görülmesinin bir daha gözden geçirilmesini bekliyorum. Siyasi hayatımız barıştan, demokrasiden, insan haklarından yana geçti. Nasıl bir şiddet yanlısı olabiliriz?”

“Evet biz burada yargılanıyoruz. Bu ülkede ilk defa yargılanmıyoruz. Ama eşitlik ve demokrasi kazanacak. Türkiye’de uğraşılacak çok şey var. Beraatimi talep ediyorum. Bu insani olmayan duruma son verilmesini istiyorum.”

“Devletin doğrusu ile hakikat farklıdır”

Tutukluluğu nedeniyle akademik çalışmalarına devam edemediğini belirten Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu şunları söyledi:

“Basın açıklamasında iddia edilen suçlamadaki devletin doğrusu ile hakikat farklıdır. Devletin işgal kelimelerini kullanmayı suç sayması hakikati değiştirmez. Kanaatler delil olarak sunulmalı, ara karar ve kararlar toplum vicdanına uygun olmalıdır. Bir metin içindeki kelimeler ile yorumlanabilir.”

“Suç aleti neydi? 27 satırlık bir basın açıklaması”

Mahkemeye kravat ile çıkmasına izin verilmediğini belirten Hamzaoğlu, bunun iyi hal göstergesi olduğunun söylendiğini aktardı ve şöyle devam etti:

“Ben tutukluyken, annem yaşamını yitirdi. Ona son bir kez teşekkür edemedim. Strese bağlı olduğunu bildiğimiz bir hastalıktan dolayı, ben gözaltına alındıktan sonra 85 gün yoğun bakımda yattı. Tutukluluğum benim için çoktan ağır cezaya dönüştürülmüş oldu.”

“Peki suç aleti neydi? 322 kelime 27 satırdan oluşan bir basın açıklaması. Bu basın açıklaması bir suç aletiyse haşa yerinde duruyor. Kaldırılması gerekmez mi?”

“Savaş insan eliyle yaratılan bir halk sağlığı sorunudur. Ben insan kalabilmek istiyorum, tüm dostlarım gibi.”

Kaynak: Sendika. org