Faiz artışı ekonomiyi kurtarmaya yeter mi? – Mühdan Sağlam (Gazete Duvar)

Merkez Bankası’nın kendisinin yönetimin başı olduğu bir dönemde böylesi bir artış yapması, Erdoğan’ın konsolide etmeye çalıştığı seçmenleri açısından bir çelişki olarak görülebilirdi. İşte bu noktada Erdoğan, Merkez Bankası’nın kendisinin karşı olmasına rağmen faiz artırdığını, kuruma karışamadığını çünkü onun bağımsız olduğunu kitlesine duyurmuş oldu.

Ağustos ayı enflasyon verilerinde özellikle üretici fiyat endeksinin yüzde 32 çıkması ve buna paralel giden döviz kurunun yüksekliği gözlerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) dönmesine neden oldu. TCMB’den onarıcı bir adım beklenmesinin en önemli nedeni, bankanın fiyat istikrarından da sorumlu olması. “Enflasyonla mücadele” olarak da isimlendirilen bu durum, bankanın çeşitli araçlarla fiyat istikrarını gözetmesine dayanıyor.

Merkez Bankası, enflasyonla ilgili özellikle kur kontrolü üzerinden iki strateji izliyor. Aslında başka stratejileri de var ancak en fazla bilinen iki tanesi, faiz artırma ve piyasaya döviz aktararak kuru kontrol altında tutma.

MERKEZ BANKASI’NIN 2018’DEKİ MÜDAHALELERİ

TCMB 2018’de Türkiye ekonomisi konusunda nasıl bir yol haritası izledi peki? İlk olarak Nisan ayında ana fonlama aracı olan geç likidite penceresi faizini 75 baz puan artırdı. Bankanın bu adımı seçim sürecine giden Türkiye için yeterli olmadı. Bunun üzerine, 23 Mayıs’ta olağanüstü toplanıldı ve ana fonlama aracı olarak kullandığı geç likidite penceresi faizini 300 baz puan artışla yüzde 16.50 seviyesine yükseltti. Bu artışın yanında haftalık repo faizini de 16.50 seviyesine çekti.

Politika faizine dönük 13 Eylül’den önce yapılan son artış 7 Haziran’da yaşandı. Banka 24 Haziran seçimlerine kısa bir süre kala politika faizini 125 baz puan yükselti. Seçimlerin ertesinde dolar kurunda tırmanmaya enflasyon da eşlik etmeye başlamıştı. Ancak Temmuz ayında toplanan Para Politikası Kurulu faizlerde bir değişiklik yapmadı. Son olarak 13 Eylül’de (dün) TCMB politika faizini 650 baz puan artırdı. Böylece politika faizi yüzde 17.75’ten 24’e yükseldi. Resmen 650 baz puan dense de Ağustos’taki toplantı sonrası yapılan örtük artış dikkate alındığında 13 Eylül’deki artışın 4.5 puan olduğunu söylemek daha doğru. Banka yaptığı açıklamada faiz artışının gerekçesini, ‘iç talepteki yavaşlamanın hızlanması ve bunun enflasyonu daha yükseltme riski’ olarak ifade etti.

ZAMLAR GERİ ALINIR MI?

Merkez Bankası’nın bu adımından sonra akıllarda yer eden önemli bir soru da -stokların tükendiğini ifade eden temizlik sektörü başta olmak üzere- kur artışı nedeniyle fiyatlara gelecek zamların ne olacağı…

Türkiye ve dünya örnekleri dikkate alındığında bu soruya “zamlar geri alınır” cevabını vermek zor. Zira kapitalist sistemin içinde sürekli kâr kaygısı güden sermaye açısından haklı gerekçe olarak ortaya çıkan bu durum, kurun muhtemel düşüşüyle kâr marjını artıracak. Bunun yanında sadece kapitalist dinamikler değil borçların durumu da fiyatların durumuna etki edecek. Borçlarına dönük faiz oranı artan üretici bu faizi karşılayabilmek ve borcunu zamanında ödeyebilmek, yeniden borçlanabilmek için fiyat artışının getirisine güvenecektir. Yani zamların geri alınmasını beklememek yerinde olacak.

MERKEZ BANKASI MESAJ MI VERDİ?

Türkiye’de son yıllarda TCMB’ye dönük iddiaların başında bankanın bağımsızlığını kaybettiği geliyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebeptir, enflasyon netice” benzeri ifadeleri bankanın faiz artışı konusunda gerekli adımları atmamasına gerekçe olarak yorumlanabiliyor.

13 Eylül’deki faiz artışının hemen öncesindeyse Erdoğan katıldığı bir toplantıda faiz artışı ile enflasyonun tetiklendiği iddiasını yineledi. Hatta Erdoğan’ın bu çıkışı sonrasında TCMB’nin artış kararı alamayacağı bile ifade edildi. Buna karşın Erdoğan’ın açıklamasından kısa süre sonra PPK toplantısı neticesinde piyasanın da beklentisini aşan bir faiz artışı gerçekleştirildi.

Merkez Bankası ve Erdoğan’ın açıklamaları dikkate alındığında iki sebeple bu durumun yaşandığı söylenebilir. Birincisi, Merkez Bankası’nın siyasi iktidar karşısındaki bağımsızlığı, ulusal boyutu olduğu kadar uluslararası boyutu da olan bir tartışma. Erdoğan’ın açıklamasına rağmen bankanın faiz artırımına gitmesi, “Bakınız siyasi iradeye rağmen bağımsızlığımı koruyorum” olarak ele alınabilir. Erdoğan da benzer biçimde, Başkanlık sisteminde her kurum Cumhurbaşkanlığı’na bağlanmış olsa da, “Merkez Bankası bağımsız, karışmıyoruz, bana rağmen karar alabiliyor” demiş oldu. Hem kendisine hem de bankaya gelen eleştirilerin hafifletilmek için böylesi bir yöntemin uygulandığı iddia edilebilir.

İkincisi, Erdoğan son yıllarda sıklıkla faiz ile enflasyon arasında doğrudan ilişki kuran açıklamalarda bulunuyor. Merkez Bankası’nın kendisinin yönetimin başı olduğu bir dönemde böylesi bir artış yapması, Erdoğan’ın konsolide etmeye çalıştığı seçmenleri açısından bir çelişki olarak görülebilirdi. İşte bu noktada Erdoğan, Merkez Bankası’nın kendisinin karşı olmasına rağmen faiz artırdığını, kuruma karışamadığını çünkü onun bağımsız olduğunu kitlesine duyurmuş oldu. Bu çıkışa, öncesinde konuşularak mı karar verildi, bilinmiyor. Ancak TCMB’nin bu adımı öncesi Erdoğan’ın açıklama yapması basit bir tesadüften uzak.

MERKEZ BANKASI’NIN FAİZ ARTIŞI ÇARE OLACAK MI?

Merkez Bankası’nın 13 Eylül toplantısına piyasa faiz artışıyla girdi. Nitekim bu nedenle dolar kuru başta olmak üzere döviz cephesinde bir gerileme başladı. Bankanın kararını duyurması sonrasındaysa dolar 6.03 seviyelerine kadar geriledi. Ancak bu kadar büyük faiz artışına karşın kurun yine de 6.03 barajına tutunması dikkat çekici. Bu aslında iç yatırımcının kararı yeterli bulmasına rağmen uluslararası yatırımcıların ‘bekle gör’ politikası izleyeceğini gösteriyor. Dolayısıyla “faizi artırdık, sorun çözüldü” iddiasında bulunmak gerçekçi değil. Türkiye ve uluslararası camiadan pek çok ekonomist, TCMB’nin faiz kararının aslında söylenenlerin aksine enflasyonun yıl sonunda daha büyük beklendiğini için alındığını ifade etti. Dahası bankanın iç göstergeleri ve üretim sektörünü işaret eden açıklaması, aslında olası bir durgunluk senaryosunu kabul ettiğini de gösterdi.

Türkiye ekonomisinin önünde şu anda yanıtlanması gereken KOBİ’ler başta olmak üzere küçük ve orta ölçekli esnafın lira cinsinden olan borçları ve yeni borç alma girişimlerinde karşılaşacakları yüksek faiz oranları sınavı var. İktidarın Türkiye ekonomisinde önemli bir yeri olan KOBİ’lerin borçlarıyla ne yapacağını henüz bilmiyoruz. Ancak en kuvvetle muhtemel KOBİ’lerin borçlarına dönük kurtarma paketleri ve reformların yapılacak olması.

Son olarak faiz artışı noktasında TCMB, siyasi iktidarın karşı çıkmasına rağmen kendi sorumluluğu uyarınca karar alabildiğini göstermeye çalıştı. Ancak alınan faiz artırımına dönük en önemli eleştiri “madem artıracaktınız neden şu ana kadar beklediniz” yönünde. Dolar kurunun tırmanması ve 6.5 seviyesindeyken bankanın bu araçları kullanmaya başlaması, uluslararası kamuoyunda Türkiye ekonomisini savunan en önemli mercinin görevini yapamamasına yoruldu.

Merkez Bankası’nın bağımsız olduğunu iddia ederek faizde artış kararı almasına karşın sorunlar çözülmüş değil. Durgunluk beklentisi de rafa kalkmadı. Sadece buna dönük süre kazanıldığı iddia edilebilir. Eğer TCMB bugün “bağımsızım ben” diyorsa neden Temmuz’da faize müdahale etmediğini, neden enflasyon bu kadar tırmandıktan sonra adım attığını da açıklamak zorunda.

Özetle Türkiye ekonomisi şimdilik kuru altı düzeyinde tutmayı başardı. Arjantin’de de Merkez Bankası faiz artırdıktan kısa süre sonra kur pezo karşısında yeniden ivme kazanmıştı. Benzer bir örneği Türkiye ekonomisinde yaşanmaması için bir neden yok. Yani faizi geç artırmak, yolundan çıkan ekonomiye orta vadede çözüm olmayabilir. Bankanın ve iktidarın bunu gözetecek şekilde orta vadeli bir stratejiyle hareket etmesi gerekiyor, yoksa ekonomiyi değil, günü kurtarmış olursunuz.