Erdoğan’ı emperyalistler değil, halklar yıkacaktır… – Aziz Tunç

Erdoğan’ın tek adam diktatörlüğünü yıkmak, güncel sorun olarak her ortamda ve herkes tarafından tartışılmaktadır. Doğrusu herkesin Erdoğan’ın yıkılması için tartışması, yol yordam araması, önemlidir ve umut kaynağıdır.

Erdoğan’ın faşist diktatörlüğünün nasıl yıkılacağı sorusu, doğal olarak, Erdoğan’ın nasıl gitmeyeceği konusunu da içermektedir. Bu konuda, Erdoğan’ın normal seçim yöntemleriyle gitmeyeceği konusunda toplumda bir mutabakatın oluştuğu gözlemlenmektedir. Konuya dair oluşan bu mutabakat, söz konusu soruların nedeni ve kaynağıdır. Zaten “Erdoğan nasıl gidecek” sorusunu yakıcı kılan ve cevabını zorlaştıran da budur.

Erdoğan’ın seçim yoluyla gitmeyeceğini tespit ettikten sonra, yeni yolların aranması başlıyor. Elbette bu arayışla birlikte Erdoğan’ın kimlerden güç ve destek aldığı da gündeme gelmektedir. Ne de olsa Erdoğan’ın gitmesini sağlamak, onun güç kaynaklarını bilmek ve onları kurutmakla mümkün olacaktır.

“Erdoğan’ı iktidarda tutan, onu destekleyen ABD, AB gibi devletlerdir” şeklinde özetlenebilen bir tespit, bu konuda ortaya atılan cevaplardan birisidir. “ABD ve AB’nin henüz Erdoğan’ın üzerini çizerek gözden çıkartmadığı, tam tersine bu güçlerin Erdoğan’ı tek anlamlı seçenek olarak desteklediği” ileri sürülmektedir. Öncelikle bu tespitin yanlış olduğunu belirtmek gerekir.

Birincisi, söz konusu devletlerin Erdoğan’la ilişkisi, bağımlı devletle emperyalist devlet arasındaki ilişkidir, özel olarak Erdoğan’a yönelik değildir. Bu nedenle Türk devletini kim yönetirse yönetsin, adı geçen ülkeler onunla çalışmaya devam edeceklerdir.

İkincisi ve daha önemlisi, bağımlı ülkeler ile emperyalist ülkeler arasındaki ilişki, emir-komuta ilişkisi değildir. Bağımlı ülkelerle emperyalist ülkeler arasındaki ilişkide, bağımlı ülkelerin hiçbir iradesinin olmadığını, her gelişmenin emperyalistler tarafından dikte
edildiğini düşünmek, sosyolojik olarak da, siyasal olarak da doğru değildir. Hele ki Türk devletinin, uzunca bir süreden beri, emperyalistlerle ilişkilerinde, sistematik olarak kendi özgül çıkarlarını gündemleştiren, çoğu zaman bağımlı olduğu emperyalist gruplarla karşı karşıya gelmeyi göze alan bir politik tutum izlediği açıkken, böyle bir değerlendirme yapmak, en basitinden, gerçekten uzaklaşmak demektir.

Bir ülkede yaşanan bütün sosyo-politik gelişmelerin belirleyicisinin “dış güçler” olduğunu varsayan bu yaklaşım, toplumsal dinamikleri ve devletleri elinde tutan egemen güçlerin durumunu ve bu güçler arasındaki ilişkileri dikkate almayan bir yaklaşımdır. Elbette emperyalistler, bağımlı ülkelerin kaderinde ciddi anlamda etkilidirler. Ancak bu durumu mutlaklaştırarak, emperyalistlerin her istediklerini yapabileceklerini bir veri olarak kabul etmek, toplumsal hayatın kanunlarına aykırıdır. Ve elbette bağımlı devletlerin emperyalistlerle çelişki yaşamaları, bağımlı devletleri özgürlükçü kılmaz.

Bu durumda, söz konusu emperyalist devletler, ABD ve AB, dünya kadar sorun ve çelişki yaşadıkları Erdoğan’ı, özel olarak neden tercih etsinler? Emperyalistlerin başka seçeneklerinin olmadığını, Erdoğan’a mahkûm olduklarını düşünmek, her şeyden önce ileri sürülen ve yukarıda ifade edilen ‘tez’le çelişir. Madem emperyalistler her şeyi yapabilecek kadar muktedirler, o zaman beraber çalışacakları birisini de açığa çıkartabilecek imkânlarının da olması gerekir. Durumun emperyalistlerin emirleriyle yürümeyecek kadar basit ve şematik olmadığı ortada.

Erdoğan, tek başına “dış güçler” diye tanımlanan ABD, Avrupa vs. desteklediği için değil, birçok başka nedenden dolayı iktidardadır ve “dış güçler”le, “dış güçler” de Erdoğan’la ilişkilerini bu gerçek üzerinden sürdürmektedirler.

Şimdi esas konuya dönebiliriz. Erdoğan’ın ABD, AB tarafından desteklendiğinin ileri sürülmesinin mantıklı, doğal ve zorunlu sonucu, “Erdoğan’ın yıkılmasının ancak “dış güçler”in Erdoğan’ı desteklemekten vazgeçmesiyle mümkün olacağı”dır. Böylece yapılan tespit, aynı zamanda Erdoğan’ın yıkılmasının yol haritasını da ortaya koymaktadır.

Bu yol haritasında bu yaklaşımın dayandığı mantıksal ve siyasal zemin hatalıdır, yanıltıcıdır. Birincisi, bu yaklaşım, halkların demokratik muhalefetinin gücünü dikkate almayan, umutsuzluk ve karamsarlık doğmasına yol açan bir sonuç yaratacaktır. Kitleler kendi örgütlü güçleriyle birlikte, Erdoğan’ın yıkılması için mücadele etmek yerine, ABD ve AB’nin Erdoğan’a tutum almasını bekleyen bir eğilime yöneleceklerdir. İkincisi, emperyalist devletlerin özgürlük getireceği algısı yaratarak yanlış bir beklentinin yaratılmasına zemin oluşturulacaktır.

Hâlbuki, hele de bugünün koşullarında, “Erdoğan’ı iktidarda tutan, onu destekleyen ABD ve AB gibi devletler”in bir şeyler yapmasını beklemek, en olmaz ve en yanlış beklentidir.

Neden, Erdoğan’ın halkların direnişiyle gidebileceği akla gelmiyor? Neden, Erdoğan sonrasının basit bir hükümet değişikliği olarak değil, demokratik/özgür bir geleceğin önemli bir aşaması olarak yaşanacağı düşünülmüyor? Neden uzun yıllardan beri mücadele eden kitlelerin örgütlü gücüne değil de sistemin kendi iç ilişki ve çelişkilerine umut bağlanıyor?

Aslında bu soruların cevapları bilinmez, muammalar değildirler. Son kırk-elli yıldır dünyada yaşanan toplumsal gelişmeler, toplumların kendi güçlerine olan inancın zayıflamasına yol açmıştır. Aynı durum yüz yıldır Türkiye halklarının, Türk devletine karşı sürdürülen mücadelenin de hep yenilgiyle sonuçlanmış olması, halkların kendi güçlerine güvenlerini ve başarabileceklerine olan inancı zayıflatmıştır. Bunun sonucu olarak, ezilenlerin ve emekçilerin başarabileceği çok somut bir seçenek olarak görülmemekte, halkların zafer seçeneği, bilinmez uzak geleceğin flu ihtimali kabul edilmektedir.

Aslında bu yargı egemenlerin özel olarak ve büyük çabalarla yarattıkları bir yargıdır. Egemen güçler, halkların kazanabileceği ihtimalini her zaman ve her durumda yok saymak için çok yoğun bir mesai yaparak bu algıyı oluşturmakta ve dayatmaktadırlar. O nedenle ilk olarak bu algının aşılması ve bu algının güçlenmesine hizmet edecek yaklaşımlardan uzak durulması gerekmektedir. Çünkü gerçek böyle değildir. Tam tersine, Erdoğan’ın nasıl yıkılacağını gösteren sayısız sosyo-politik veri, hayatın gerçekleri olarak her gün yaşanmakta, yol göstermektedir.

Erdoğan’ın yıkılmasını sağlayacak ilk ve tek seçenek halkların birleşik örgütlü mücadelesidir. Bu seçenek, uzak bir ihtimal değil, sıcak, yakın ve somut bir gerçekliktir.