Dengeleri değiştiren 10 yıl – II – Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet)

Küresel düzeyde, yükselen güçler neoliberal/liberal demokratik mutabakatın dışına çıkıyor, ABD eliyle kurulmuş küresel yönetişim modelini sorguluyorlar. Bu zeminde gündeme gelen ticaret savaşları, yeni bir finansal krizin bir öncekinden çok farklı, daha sert ve siyasi çatışmalar da içerecek bir ortamda yaşanacağını düşündürüyor.

Pazartesi günü, finansal krizden bu yana geçen 10 yılda “değişmeyen şeyler” üzerinde durmuştum. Bunlar esas olarak ekonomik dinamiklere ilişkindi. Bu yazıda değişen, gelecek krizi yönetmeyi, öncekine göre çok daha zorlaştıracak olan “değişen şeyler” üzerinde duracağım. Bunlar siyasi dinamiklere ilişkin. Kısaca sıralarsam, (1) “popülizm” olarak tanımlanan, kitlelerin öfkesinin siyasete geri dönüşü. (2) Çin’in ekonomik ve siyasi bir güç olarak yükselişi. (3) Büyük güçler arası, ekonomik ve siyasi rekabetin artmasına paralel, küresel çapta işbirliği olanaklarının azalması.

Finansal kriz ve popülizm

Funke, Schularick ve Telebesch’in (European Economic Review, No 8, 2016) çalışmalarında gösterdikleri gibi kapitalizmin tarihinde finansal krizler ile kitlelerin tepkilerinin, buna bağlı olarak “popülist” partilerin, yükselmesi arasında güçlü bir korelasyon var. Çalışma, 1870 – 2014 arsındaki dönemde 20 gelişmiş ülkede yaşanan 100’den fazla finansal krize bakmış; bu krizlerin, sanayi krizlerinden, ekonomik daralmalardan çok daha güçlü siyasi sonuçlar yarattığını saptamış. Merkez partileri zayıflıyor, siyasette parçalanmışlık artıyor. İşsizlik yoksulluk hızla artarken, finansal kriz beraberinde banka kurtarmalarını da getirdiğinden, “yönetici sınıfın” önceliklerini teşhir ediyor. Kitleler yalnızca ekonomiyi yönetenleri beceriksizlikle suçlamakla kalmıyor, egemen ekonomik modeli de sorgulamaya başlıyor.

En son finansal krizin, ABD ve Avrupa merkezli olmakla birlikte hızla küreselleşmesi, önceki paragrafta aktardığım dinamikleri güçlendirdi. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler, banka kurtarmalarının boyutlarının, bankaları batıran yöneticilerin, kendilerine verdikleri milyonlarca dolarlık ikramiyelerin bilgisinin halkın arasında hızla yayılmasına olanak sağladı, siyasi ve ekonomik liderliklerin güvenilirliğini ayaklar altına aldı. Bu gelişmelerin üzerine bir de sığınmacılar krizi eklenince, ABD ve Avrupa’da, liberal demokrasiyi, neo-liberal küreselleşmeyi savunan merkez partileri gerilemesi, küreselleşmeye, liberal demokrasiye karşı bir taraftan yabancı düşmanı ırkçı faşist akımların, diğer taraftan, İspanya’da Podemos hareketi, Fransa’da Melanchon, İngiltere’de Corbyn, ABD’de Sanders gibi politikacıların yükselmesi hızlandı. Sığınmacılar kriziyle, 2008 finansal krizinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki, yıkıcı ekonomik, siyasi, kültürel etkileri arasında güçlü bir nedensellik ilişkisi vardı.

Çin’in yükselişi

Finansal kriz, ABD liderliğinde kurulmuş ekonomik modelin -neoliberalizmin- artık bir kriz yönetim biçimi olarak tükendiğini gösteriyordu. Gerçekten de o zaman İngiltere maliye bakanı olan Alistair Darling, “Hayatım boyunca, dinlediğim devlet müdahalesi, kamu mülkiyeti aptallıktır, serbest piyasanın alternatifi yoktur nutuklarını atanlar, şimdi benden bu s..tiğimin bankalarını devletleştirmemi istiyorlar” diyecekti (Rawnsley, Observer, 16/09/18).

ABD-AB’de neoliberal kriz yönetim modelinin tükenmesi, ona eşlik eden liberal demokrasi modeline yönelik eleştirileri kolaylaştırıyor, devlet kapitalizmine,devlet müdahalesine dayalı otoriter seçeneklerin cazibesini arttırıyordu. Bu bağlamda, Çin’in güçlü ekonomik büyüme temposu, teknolojik gelişme hızı, farklı bir kapitalist ekonomik modelin de olabileceğine işaret ediyordu.

Dünya ticaretinde, kredi piyasalarında hızlı bir daralma yaşanırken Çin ekonomisi, önemli bir ihracat pazarı, ithalat gücü olarak yılda yüzde 6+ oranında büyümeye devam etti. Çin, hazinesindeki 2 trilyon dolardan fazla rezervlerle, krizden korunmak amacıyla 550 milyar dolar harcayabildi, sermaye ihracı yoluyla, uygun koşullarda verdiği kredilerle Afrika’dan Avrupa’ya siyasi-ekonomik etkisini artırdı. Çin, Pekin’den Madrid’e uzanan bir bölgeyi ekonomik olarak canlandırmaya aday “Tek Yol ve Tek Kuşak” projesiyle, bunu destekleyecek yeni bir yatırım bankasıyla, ekonomik ve siyasi çekim merkezi olarak yükselmeye başladı.

Kısacası ABD ve Avrupa’da yerleşik neoliberal mutabakat bozuldu. Merkez partileri zayıflarken siyasi iklim hızla değişmeye başladı. Küresel düzeyde, yükselen güçler neoliberal/liberal demokratik mutabakatın dışına çıkıyor, ABD eliyle kurulmuş küresel yönetişim modelini sorguluyorlar. Bu zeminde gündeme gelen ticaret savaşları, yeni bir finansal krizin bir öncekinden çok farklı, daha sert ve siyasi çatışmalar da içerecek bir ortamda yaşanacağını düşündürüyor.