Bir avuç kömür uğruna bir avuç toprak olan canlar için: Dönmeyeceğiz yolumuzdan

Somalı aileler adalet arayışı için HSK Başkanı ile görüşmek için Ankara’ya kadar yürüdü. Ancak ailelerin adalet umudu HSK Başkanı’nın görüşmemesi üzerine bir kez daha yıkıldı. Fatma Malkoç, “Adaleti sesimizi duyurarak sağlayacağız. Dönmeyeceğiz yolumuzdan” dedi.

Ellerinde bir avuç kömür ve bir avuç mezar toprağı ile Soma’dan Ankara’ya kendilerinin deyimiyle “adalet aramaya” geldi Somalı aileler. Hakimler Savcılar Kurulu’na (HSK) “Bir avuç kömür uğuruna bir avuç toprak oldu çocuklarımız” demek için…
‘KAYBOLAN ADALETİ ARAMAYA DÜŞTÜK YOLLARA’
13 Mayıs 2014 tarihinde Soma’daki maden ocağında meydana gelen faciada 301 maden işçisi alınamayan önlemler ve bir dizi ihmaller sonucu hayatını kaybetmişti. O tarihten bugüne çocuklarını yitiren ailelerin adalet mücadelesi sürüyor. Dört yıllık mücadele, 11 Temmuz’da görülen karar duruşmasında işletme sahibi Alp Gürkan ile birlikte 37 sanığın beraat etmesi ve işletmenin Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’a 15 yıl verilmesiyle sonuçlandı. Bunun üzerine, aileler “Kaybolan adaleti aramak için düştük yollara” diyerek yeni bir adalet arayışına sürüklendi.
HSK BAŞKANI GÖRÜŞMEDİ
6 günlük yürüyüşün ardından HSK önünde açıklama yapmak isteyen ailelere polis Valilik kararını gerekçe göstererek izin vermedi ve müdahale etti. Sonrasındaysa ailelerin ellerinde taşıdıkları bir avuç kömür, yerlerde polis postallarının altında ezilerek  kül oldu. Tıpkı faciada yaşamını yitiren Ali Şahin’in babası Bayram Şahin’in, “Oğlumun dayısı da o madendeydi; ama tanıyamadım kül olmuştu” demesiyle bedenleri küle dönen işçiler gibi.
Aileler HSK başkanına, sadece dosyaya tam anlamıyla hakim olan ve vicdanları rahatlatacak bir karar vereceklerine inandıkları hakimin görev yerinin değiştirilmesine ve yerine başka bir hakimin getirilmesine karşı itirazlarını dile getireceklerdi. Ancak önce görüşme sözü veren daha sonra çeşitli gerekçelerle erteleyen HSK Başkanı ile aileler görüşemedi, görüştürülmedi.
‘HER YERDE 15 TEMMUZ BİR KERE DE 301 DESİN’
Madende yaşamını yitiren Bilal Malkoç’un annesi Fatma Malkoç Ankara’ya ilk geldiklerinde hissettiklerini şöyle anlattı: “Oğlum çalıştığı zaman onları zorla AKP’nin mitinglerine götürüyorlardı. Eğer gitmezlerse yevmiyelerinden kesiyorlar ya da işten çıkarıyorlardı. Ama bugün buraya geldiğimizde 15 Temmuz evlatlarına bir şey demiyorum. Onlar da bizim çocuklarımız. Ama hep 15 Temmuz diyor. Ya  bir gün de 301 desin. Şu Ankara’ya geldim, her yerde 15 Temmuz’la ilgili posterler var. Kutlamalar var. Üzüldüm. Bizim çocuklarımızınkini de assın. Onları analar doğurduysa biz de anayız. Onlar evlatsa bizimkilerde evlat.”
‘NE GÜLDÜM NE DE EVLADIMIN SEVDİĞİ YEMEKLERİ YAPTIM’
Adaleti bulma umuduyla yola çıktıklarını söyleyen Malkoç, “Kolumuz, kanadımız kırıldı” diyerek yaşadıkları karşısında duyduğu üzüntüyü kelimelere döküyor. Oğlunu yitirdiği faciadan sonra hayatlarının hep acı içinde olduğunu söyleyen ve 4 yıllık süreçte yaşadıklarını Malkoç, “Başkaları gibi ne gezmeyi düşündük, ne güldük, ne de evladımın sevdiği yemekleri yapabildik. Acıların en büyüğünü yaşadık” sözleriyle dile getirdi.
Acılarını sadece adaletin sağlanmasıyla bir nebze azalacağını söyleyen Malkoç, adaletin de adil yargılanmanın yapılarak gerekli cezanın verilmesiyle sağlanacağına inanıyor. Malkoç, “301 canın  hakkı 15 yıl değil. İnsan başına 6 gün düşüyor. Çocuklarımızı hırsız, yobaz büyütmedik; emek verdik. Kimsenin aşına göz dikmediler. Ekmek derdine düştüler. Zengin para kazansın diye öldü bizim çocuklarımız. Ve sonra diyorlar ki ‘madencinin fıtratında var’. Fıtrat değil facia bu. Göz göre göre çocuklarımızı toprağa verdik” diye konuştu.
‘BİR LOKMA EKMEK İÇİN ÖLDÜ’ 
Faciadan önce oğlu Bilal’in madende sorunların olduğunu ve son 2 ayda madene giderken birden fazla su ve 3 parça kıyafet götürmeye başladığını söyleyen Malkoç, “Oğlum, ‘Anne madende çok büyük olay olacak. Anne kredim bitsin ondan sonra çıkacağım. Emeklime az kaldı. Anne yanıyoruz o madende. Müfettiş geldiğinde masaları hazırlıyor, içiyorlar, yiyorlar içeri bile denetlemeye gelmiyorlar’ derdi. Yorgun ve bitkin bir şekilde eve gelirdi. Çocuklarıyla vakit geçirmiyordu yorgunluktan. Benim çocuğum evlatlarına bir lokma ekmek getirmek için öldü” diye konuştu.
‘BEN ONA GİTME DEDİM’ 
Malkoç, faciadan bir gün önce oğluyla yaptığı telefon görüşmesini ve aklından hiç çıkmayan son sözlerini şöyle anlattı: “Facia, Salı günü oldu bir gün önce, oğlumla telefonda görüştüm. Bir akşama doğru konuştum. Bir de gece 12.00’de konuştum. Gece aradığımda ‘oğlum hala yatmamışsın yarın işe gideceksin uykusuz kalacaksın ya da boşver yarın işe gitme’ dedim. O da ‘Anne gideceğim. Bir ay kesintisiz gelenlere prim veriyorlar. Eğer gitmezsem 50 lira kesiyorlar’ dedi. Ben ‘gitme oğlum’ dedim.”
‘KAVUN DEPOSUNDAN ET DEPOSUNA…’
Son telefon görüşmesinden bir gün sonra televizyonlardan aldıkları haberle yalın ayak yollara düşen Malkoç ailesi, cenazenin Kırkağaç’taki kavun deposunda olduğunu; ancak ikinci gün öğrenebilmiş.  Yaşadıklarını asla unutamayacağını söyleyen Malkoç, “Cenazelere değer bile vermemişler. Çöp atarsın da üst üste yığarsın ya cenazeleri üst üste atmışlardı. Kavun deposuna atmışlardı. Kavun deposundan aldık Savaştepe’deki et deposuna götürdük. Üçüncü gün toprağa verdik.  Ölene kadar bu acıyı yaşayacağız” dedi.
‘ANNE NEDEN ÖLÜ ADAMLA EVLENDİN?’
O günden beri adalet arayışında olduklarını ve son nefeslerine kadar adalet mücadelesini sürdüreceğini dile getiren Malkoç, “ Torunum annesine ‘anne neden ölen adamla evlendin. Niye herkesin babası var benim babam yok?’ diye soruyor. Biz bu çocuklara cevap veremiyoruz. Adaleti sesimizi duyurarak sağlayacağız. Dönmeyeceğiz yolumuzdan” ifadelerini kullandı.
‘DÖVÜLÜR MÜ İŞÇİ?’ 
Bayram Şahin de, tek oğlu ve henüz madende çalışalı 4 gün olan Ali Şahin’i maden faciasında kaybetti. Şahin ise tek istediğinin adaletin sağlanması olduğunu söyledi ve ekledi: “Patlamanın olacağı iki gün önceden belliymiş. Ölen ölsün kalan kalsın dediler. İsmail Adalı diye bir yönetici varmış başlarında. İşçilere hem hakaret edip hem de tekme tokat dövermiş. Dövülür mü işçi? Patlama oldu, oğlum çıkamadı. Dayısı da vardı o madende kül olmuş gibiydi. Tanıyamadık. Oğlumun başında darbe vardı. Her halde başına demir mi değdi başını mı vurdu bir yere acaba?”
MA / Diren Yurtsever