“Bak işçi tulumu giymiş umut” – Yusuf Alp

Bu sabah 3. Havalimanı şantiyesinde çalışan işçilerden eylem haberleri geldi. Haber araştırması yaparken sosyal medyada dolaşmaya başlayan fotoğraflar ve videoları gördük. Görüntüler heyecan verici.

Ve ben sabahtan beri bir dizesinden dolayı “Nereye uçar turnalar?” şarkısını dinliyorum.

O öfkeli, vakur, tedirgin ama ısrarlı, dipten kaynayan ama yüzeye ilk fokurdamalarını çıkaran havayı yansıtıyor görüntüler.

3. Havalimanı’nda ağır çalışma koşullarına karşı isyan eden binlerce inşaat işçisi, Akpınar şantiyesinin giriş ve çıkışlarını trafiğe kapatarak bugün iş durdurma eylemi başlattı.

İsyanı patlatan ana nedenin servis kazaları, işçi cinayetleri, kamp koşullarının ağır olması ve maaşlardaki kesintiler olduğunu öğrendiğimiz iş bırakma eylemi sürüyor.

Ve ben şarkıda o sözleri bekliyorum hep.
Başlayıp şöyle bir haber taraması yaptığınızda küçük küçük, ama büyüyen direnişlerle karşılaşıyoruz.

TÜPRAŞ Aliağa Rafinerisi işçileri tüm gün iş bırakıyor. Geçtiğimiz iki günde 2 saatlik iş bırakma eylemi yapan işçiler, patronun vardiya sisteminde yaptığı değişikliği kabul etmeyeceklerini dile getirerek tüm gün boyunca çalışmayacak.

Rafineri önünde iş bırakma eylemlerini sürdüren işçilere seslenen Petrol-İş Aliağa Şube Başkanı Ahmet Oktay “İlk gün yapmış olduğumuz açıklamada da söyledik, sonucu ne olursa olsun almış oldukları bu kararı geri çekene kadar biz mücadelemizi burada devam ettireceğiz. Bugün bizimle beraber merkez yöneticilerimizde burada. Ayrıca başlattığımız mücadeleye destek olmak için TÜPRAŞ Kırıkkale ve Batman rafinerisindeki arkadaşlarımız da iki saatlik iş bırakma eylemi gerçekleştiriyor. Onlara destekleri için teşekkür ediyoruz” dedi.

Patronun sözleşme dönemi arifesinde işçileri hizaya çekmek için bu uygulamaları devreye soktuğunu belirten Petrol-İş örgütlenme ve eğitim sekreteri Mustafa Mesut Tekik direnişle cevap vereceklerini belirtti.

Ben yine şarkıyı başa sarıyorum. İstanbul’un öfkeliymişçesine yağan yağmurunda kulaklığımdan şarkıyı bir daha dinliyorum. Bu öfkeli yağışa doğru yürüyen işçiler var tabii Bursa’dan yola çıkan. Şeker fabrikalarının peşkeş çekildiği ABD’li tekel Cargill işçileri adım adım gelenler.

Bursa’da hayvan yemi ve nişasta bazlı şeker üreten ABD’li gıda tekeli Cargill’de çalışan ve Tekgıda-İş sendikasına üye oldukları gerekçesi ile işlerine son verilen işçiler, direnişlerinin 150. gününde şirketin İstanbul’daki genel merkezine yürüyüş başlattılar.

Bursa Orhangazi Meydanı’nda başlayan yürüyüşe Aroma ile Nestle işçileri de destek verdiler. Direnişi dayanışmayla büyütmek için…
12 Eylül’de yayımlanan haberlerde ise bu sefer Mercedes işçileriydi başrolde olanlar.

Krizi bahane ederek küçülmeye gideceğini söyleyen Mercedes patronu, işçilere yılda iki kez verilen erzak yardımı ve yılda bir kez verilen yarım altına göz dikti. Bu yıl ve önümüzdeki yıl senede bir yılbaşında verilen yarım altının verilmeyeceğini, senede iki kere verilen gıda yardımının ise bire düşürüleceğini açıkladı.

Mercedes’in Aksaray’da bulunan kamyon fabrikası ile İstanbul Esenyurt’ta kurulu otobüs fabrikalarında çalışan Türk Metal Sendikası üyesi işçiler, patronun kriz fırsatçılığına tepki gösterdi. İki gündür yemekhanelerde çatal kaşık eylemleri ile giriş çıkışlarda alkışlı, sloganlı protesto yapan işçiler, kararın geri alınmasını istiyorlar.

Mercedes işçileri tedirginliklerini daha atamadılar belki ama, belki çok büyük değil attıkları adım, ama işte adım atmaya başladılar.
Ben şarkıyı gene başa sarıyorum. Bu sefer değişmesin diye döngüye alıyorum.

Aynı gün yine 12 Eylül’de Gebze’de BBS Metal’de çalışan ve Birleşik Metal-İş sendikasına üye olan 11 işçi işten atıldı. İşten çıkarılan işçiler fabrika önünde direnişe başladılar.

Direnişi büyütmek isteyenler, baskıyı alt etmek, zulmü yenmek isteyenler bu arada her yerde ne yapmak gerektiğini tartışıyor. Cumartesi Annelerimizden, Karaburun Bilim Kongresi katılımcılarına, ÇHD ve HHB dava soruşturmaları giriş ve çıkışlarında devrimci avukatlar arasında, bunları takip eden gazetecilerimiz arasında, öğrenci kampında veya okul kampüslerinde, işçi kurultaylarında, demokratik kitle örgütlerinde, birlikte mücadele için kurulan masalarda alınan toplantılarda… Her yerde ne yapacağımız gerektiğini tartışanlarla karşılaşıyoruz.

Bu sırada tarihsel rolünün farkındalığı örgütlülüğü oranında olan ve yeterli örgütlülüğe sahip olmayan işçi sınıfının muhalefeti ise adım adım büyüyor. Talepleri sadeleşmemiş ve parçalı bir muhalefet büyüyor. Ama bu arada bu parçalılığı yenecek adımları görünür kılmak adına atılan adımları da küçümsemiyorum tabii ki. Mesela; Birleşik Metal-İş Kadın Komisyonu üyesi kadın işçiler, sendikalaştıkları için işten atılan ve 124 gündür direnişte olan Flormar işçilerini, direnişin 121. gününde ziyaret ettiler. Ziyarette konuşan Birleşik Metal-İş Kadın Komisyonu Başkanı Tülay Baki, “Direnişe başladığınız günden bugüne patronun direnişinizi kırmak için yaptığı saldırıları yakından takip ediyoruz. Kaybeden Flormar patronu ve onun uluslararası ortağı olacak. Sınıf dayanışması, kadın dayanışması kazanacak” dedi.

Madalyonun öteki yüzünde ise 180 yazıyor. İSİG raporuna göre geçtiğimiz ay işçi cinayetlerinde öldürülen en az 180 işçinin adı.

O yüzünde Adalet Arayan İşçi Aileleri’nin 2012 yılından beri her ayın ilk Pazar günü Cumartesi Annelerimizin de meydanı olan Galatasaray Meydanı’nda tuttuğu 75’incisi yapılacak olan Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin yasaklandığı da yazıyor.

Aynı yüzünde İstanbul Mecidiyeköy’de bulunan Torunlar Center’da meydana gelen ve asansörün 32. kattan yere çakılması nedeniyle 10 işçinin yaşamını yitirdiği işçi cinayetine ilişkin TOKİ’ye açılan kamu davasının 6. duruşmasında bilirkişi raporunun sunulduğu duruşmada sanıklara hiçbir suç atfedilmemesi yazıyor.

Bu yüzde hâlâ kendini yakan işçiler yazılı: Bir elinde benzin şişesi diğer elinde çakmak olan işçiler…

Kendini her türlü biçimle insandışılaştıran sisteme karşı değindiğim ve değinemediğim, küçük-büyük onlarca direniş gelişirken, bir işçi muhalefeti gelişiyor ve bu bizim ne yapmalı sorularımıza cevap verirken üzerinde tartışacağımız bir zemin olarak gelişiyor. Bizim bu zemine oturmayan vereceğimiz hiçbir cevabın ayağı yere basmayacak.

Emperyalist savaşa karşı halkların kendi barışını da, baskıya karşı özgürlük mücadelesini de bu zemine oturtmak zorundayız. Çünkü işçi sınıfı burjuvaziyi ve onunla birlikte kapitalist üretim ilişkilerini yok edip, sömürüyü bitirebilecek tek sınıftır.

Ve ben müziğin sesini yükseltip o cümleyi bekleyerek şarkımı dinliyorum: “Heey, bak, işçi tulumu giymiş umut!”