Annelerin vatanı çocuklarıdır – Canan Sümer

Remarque, “ Batı Cephesinde Değişen Bir Şey Yok” romanını iki büyük savaş arasında, 1929 yılında yazarak, 18 yaşındaki bir delikanlının gözünden savaşın o iğrenç gerçekliğini insanlığın suratına haykırmıştı.

18 yaşındaki lise öğrencisi Paul Baeumer ve arkadaşları, bağnaz öğretmenlerinin de kışkırtması ile I. Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katılırlar.

Savaş tüm vahşeti ile onları ezip geçer.

Genç bedenlerin hissettiği korku ve anlamsızlık duygusuyla savaşı sorgular Reemarque.

Roman yazılışından yıllar sonra, 1933 yılının Nazi Almanya’sında yasaklanmış, yazarı Erich Maria Remarque ise Alman vatandaşlığından çıkarılmıştı. Gestapo tarafından ölüm emri verilen yazar bulunamayınca da onun yerine ablası öldürülmüştü.

“Bizler gençlik falan değiliz artık. Dünyayı fethetmek istediğimiz de yok. Kaçan kimseleriz. Kendi kendimizden kaçıyoruz. Kendi hayatımızdan kaçıyoruz. On sekiz yaşımızda dünyayı ve hayatı sevmeye başlamıştık. Sonra da aynı şeylere ateş etmek zorunda kaldık. Patlayan ilk obüsler, kalbimize rastladı.”

Batı cephesinden bu güne değişen bir şey yok.

Bir yanda, siyasi oyunların, çıkar kavgalarının, acımasız planların ve projelerin gölgesinde öldürmesi için cepheye sürülüp hayatını, aklını ve ruhunu kaybedenler…

Diğer yanda ise daha çok ölelim ve öldürelim diye yeni silahlar ve yeni hikâyeler üretenler…
Kargaşa, savaş ve ölüm tasarlayanlar…

Bize oğullarımızın ve kızlarımızın kutsal değerler adına feda edilebileceğini söylüyorlar.

Çocuklarımızın varlık nedeninin, “Türk varlığı için ölmek” olduğunu yıllardır her sabah hatırlatıyorlar.

Eğitim kurumlarımız, TC iktidarlarının ideolojik ufkunu göre kıble belirleyip, gönüllü tahakküm altına girmiş.

Ders kitaplarında; “Gavurdan’dan dost ayıdan post olmaz” deyimi konusunu artık aşmış, “cihat için savaş” konusuna bile gelmişiz.

“Allah yolunda öldürülenlere de ölü demeyin” diyen kuran mealleri ise okul panolarında sergileniyor…

-Ah, yazdıkça savaşın, sürgün edilmenin ve çaresizliğin acısını seyircisine hissettiren o filmler, Angelopoulos filmleri delip geçiyor bedenimi.

İnleyen bir akordeon sesi ve “Ağlayan Çayır” filminden bir pasaj sızıyor satırlarıma;

İç savaşın yaşandığı Yunanistan’da yüksek rütbeli bir asker bekleşen annelere sesleniyor;

– Bakın arkanızdaki bu kutsal çayırlıkta oğullarınız yatıyor!

Oğullarının cesetlerine doğru koşuşan annelerin çığlığı keskin bir bıçak gibi yeri göğü doğruyor.

Kanın, kinin ve öfkenin hiç dinmediği bir coğrafya bizimkisi…

Annelerden; “vatan sağ olsun” temennisi bekleyen koca bir çakal sürüsünün hüküm sürdüğü bir coğrafya…

Oysa annelerin vatanı çocuklarıdır ve çocukları ölünce her şey ölür…

Yağmur sonrası kokan toprak da ölür, vatan da…

 

27 Temmuz 2018 tarihinde Afrika Gazetesi’nde de yayımlanmıştır.